Atatürk havaalanından ayrılık beklediğimden daha kolaydı doğrusu.İçimde saklı olan heyecan artık kendini saklayamıyordu.Ama garipti o heyecan; çünkü sebebi .amerika'ya gidecek olmam değil, Türkiye'den kurtulacak olmaktı.
Amsterdam'a uçuş..Ne yalan söyleyeyim harikaydı! Aslında oraya çok gitmek istedim.Çünkü beyaz pofuduklara rağmen altta yemyeşik bir dünya vardı, bu o kadar feetten belliydi işte.Üç uçuş içerisinde en çok hoşuma gideniydi.Ayrıca belirtmek isterim ki, paraşütüm olsa atlardım o uçaktan o.O Bişi olmazdı ama emin olun, bulutlar çok lezzetliydi, marsmallow kaplılardı..Üstlerinde zıplamak istedim..Herkül gibi...Sanki düşmek imkansızdı orda, sadece zıplanırdı..Bu güzel manzaradan sonra, Amsterdam havaalanı...Biyerde okumuştum, dünyaın en güzel havaalanıymış; doğrudur.Gerçekten harika bir yer.Van Gogh müzesi var desem belki de anlatırım derdimi.İki saatten fazla zamanımız vardı, gezdik biraz sonra diğer uçağa bindik, Amerika'ya uçuyorduk!
9saat 4odklık bir uçuş.Bitmedi o yol...Uçakta dolaştım ama, uçak yani fazla alan yok zaten..Aaa belirtmeliyim ki, uçakikramları bayağı iyiydi.Bu uçusu çok uzatmak istemiyorum ne de olsa yorucuydu ve jetlag yarattı pek bahsedecek bişi yok.
Atlanta havaalanında karşılaştığımız muamele pek hoş değildi.Ayakkabılarımızı bile çıkarttık! Çeşitli aşamalardan geçtikten sonra; birçok filmde gördüğünüz klasik repliği söyleyen bir insan var orda.
"Wellcome to United States Madam"
Atlanta havaalanı gerçekten kabustu.Dünyanın en büyük havaalanıymış ama kabusumuz oluyordu.Uçağın kalkacağı kapı değişmiş ve biz başka kapıda bekliyorduk.Uçağa bindik ve 7dk sonra uçak kalktı.Cidden şanslıydık.
Atlanta'ya uçtuğumuz uçak okadar iyiydi ki, Panama City Beach'e bırakan uçak sanki belediye otobüsüydü. Neyseki, uçuş 40dk sürüyordu..Çok dert değildi.
Ve geldik...Sonrasını yine yazarım, zaten günlük gibi olmasından ziyade yazacak bişey olması gerekiyor sanırım.