31 Mayıs 2011 Salı
İyi Dolu
Hah işte bunlar iyi dolmuş kısım:D
Yeterince samimi olduk sanırım; başlıyorum: Şimdi benim sevgilim var artık. Artık dediğim oldu bi süre aslında. Aşık olunca insan saklar ya, işte öyle sakladım, yazıp anlatmadım pek insana; ama bitek onu konuşasım vardı, hani şu bahsettiğim yeni dost :D Pek dost kalmayı başaramadık, güzel de oldu =)
Her gün bana unuttuğum olguları hatırlatan küçücük bi kızdan bahsediyorum. Yaşamayı bıraktığımı fark ettiren o oldu dün. Hissetmemek adına öylece koparmışım ki varlığımı kendimden, kendime dışarıdan bakıyormuşum. Aslında bu dışarıdan bakma işinin gelip çarptığı dakikalar oldu; ama dakika olarak kaldı. Arada bir durup bakarak tat alınmıyor yağmurdan..
Aşık olmadığımı düşündüğüm oldu bu süre içinde. İşte normal arkadaşlar gibi yaşadığımı sandım. Bağlamaya korktum duygularımı bir varlığa. Anılarda kalmışlara atfetmek istemem pek aslında ve suç attığımı düşünmeyecekseniz: Sevmek görevleşmişti galiba, aşk abartı gibi gelirdi.
Değilmiş.
Tek bir insan çok sevilerek mutlu olabilirmişiz. Biliyorum çünkü yaşıyorum. O bahsedilen tatlı telaş karnımda kıpırdaşıyor sürekli=)
Ama olay mutlu olmak da değil; bunu da ondan öğrendim ki, daha çok, sevmek sanırım. Emin değilim. Yazının sonlarına doğru anlaşılmazlık bırakmak iyidir diye değil gerçekten onu tam anlamadığım için bilmiyorum. Sadece sevdiğimle olmayı 'istiyorum'.
Her yüzde onu görmek, onu hissetmek istemek.. Klasik bir aşk mı? Sanmıyorum; çünkü her şey bize dair burada. O ve ben bile değil bizi görüyorum sadece.
Ve bu güzel=)
Sevgilerimle..
30 Mayıs 2011 Pazartesi
29 Mayıs 2011 Pazar
Gözlerimden Sızanlar
Geldim yine buraya; bakalım çıkabilecek mi içim dışıma bu sefer.
Bu gün bencilliği gördüm, insanı ne kadar iğrençleştirebileceğini.
Belki de bencillik değildi yaptığım, belki sadece normaldim bi' süreliğine ya da belki şuan kendime öfkem yazdırıyor bunları. Çünkü biliyorum, güzel gözlüm okuyacak bu yazdıklarımı.
Kafam karmakarışık işte böyle. Aslında pek bişey yapmadım, sadece hissettim. Böyle hissetmek istemezdim ama oldu yine. Sadece kızgınım kendime. Tadını çıkarmak yerine eksik bulmaya başladıysam daha da adam olmaz sanırım benden.
Hepimizden özür dilerim.
25 Mayıs 2011 Çarşamba
Koşmak
Koştum. Rüzgarın sesini, koşmanın verdiği acıyı özlediğim için, gözlerim kararana, duygularımı duyana kadar koştum. Çünkü bilmiyorum. Neyi çözemediğimi de bilmiyorum. Beynimin derinlerinden beni yoklayan urun adını çıkartamıyorum. Çok tanıdık ama çok uzak.
Sonra biraz daha koştum...
23 Mayıs 2011 Pazartesi
Başlıksız vol.11
Böyle salak saçma anketler falan vardır, herkes rastlamıştır bir yerde.En popüler ve en salaklarından bi tanesi "doğa üstü bir gücünüz olsa ne olmasını isterdiniz?" yada aynı soru farklı kelimelerle..Neyse işte..
Yakınımda olan sevdiğim tüm insanların [ama sevdiklerim, gerçekten sevdiklerim ama.sevgi kelimesinin ağızda nefes değil, kalpte duygu uyandırdığı insanların] düşünce okuma gücü olmasını isterdim.Benim özel gücüm olmasına gerek yok.
Zaten benim genelde gücüm olmaz.En azından onlar anlasın, ben neyi söyleyemeyecek kadar yorulmuşum yada ne üzmüş beni dondurarak göz yaşımı.
11 Mayıs 2011 Çarşamba
Monteigne Alıntı- 1
Çok kez başıma gelmiştir: Oyun olsun diye kendi düşüncemin tam tersini savunayım derken kafam o tarafa öylesine kendini vermiş, bağlanmıştır ki, kendi düşüncemi yersiz bulmaya başlayıp bırakmışımdır. [s.137]
1 Mayıs 2011 Pazar
Herkese selamlar efendim.Haftasonu yazarım dedim, ve saat 23:57de sizlerleyim.Haftasonu yazdım yani.
Ufak bir döngüye girmişken hayatım, emeğimin karşılığını alamamanın vermiş olduğu üzüntüyleyim.Yok yahu, özel hayatımdan bahsettiğim yok, tek derdim şu lanet dersler; dün etkisini gösteren calculus mesela.
Başka yerlere yazdım bişiler.Ama karalamaktı onlar, ikisini de okuyanlar görecektir ki, arada üslub farkı var bikere.Burası başkadır.İşte o karaladığım günlerde, düşündüm hep.
Mutlu muyum?Herşey olması gerektiği gibi mi? Peki, ben olmam gerektiği gibi miyim?
Mutluyum esasında.Son günlerde yorgunum da, çalışmaktan ve uyuyamamaktan şikayetçiyim biraz, pollyannacılık gibi olsa da, beni böyle bir hayata sürükleyen bir okulum olduğu için mutluyum ben.LGS sonucu öğrenince intihar eden iki gencin haberini duyunca bugün; teşekkür etmek istedim kendime.Zamanında vazgeçmediğim için çalışmaktan.
Tamam, okulda mutluyum da, nasıl aslında özel yaşantım?O kötü işte azizim.Yaptığım hatalarımı fark ediyorum.Kabullenmemek için hatalarımı, onları fark etmemiş gibi yapıyorum, yada sonuçlarından memnunmuş gibi davranmaya çabalıyorum.Sonuç; hata yaptım ben.
Tamam peki, ruh halim nasıl?Heycanlıyım işte!40gün sonra başka bir ülkede başımı yastığa koyacak olmak, bu gerçekten heycan verici.İşin en güzel tarafı, hataları 24 eylüle kadar okyanusun bu tarafında bırakacak olmak.Dersler dışında ki şeyler, 24 eylüle kadar beklemez belki de?
Kimin umrunda olduğumu görücem yazın.
Kim arar acaba?Kaç kişi, keşke o da olsaydı der, kaç kişi özler?Kim geldiğimde sıkıca sarılır?Yada kim sanki Adana'dan gelmişim gibi, naber der ve geçer.
İlerde aynı mesleği paylaşacağım insanlara güvenmemek değil şimdi diyeceklerim.Ama geçende Yiğit'e de dedim.Okyanus aşacağım o uçak...Ya bişey olursa.2 farklı yerde duracak, toplamda miller gidecek.
Garanti ediyor muyuz?
Benimki de laf.Kim neyi garanti etti ki?