26 Aralık 2010 Pazar

Başlıksız vol.9

Facebook'umu geri akrifleştirebilirim sanırım o.O

Yaklaşık 10gün sınavsız bi dönemim var, gerçi bunun 7si falan çalışmakla geçecek ama her neyse işte..Açsam mı geri?

Ya da sınavlar komple bitsin, sömestra açarım.

Evet, sanırım bu daha mantıklı oldu.
Ama her zaman mantıklı şeyleri yapmam XD

Firefox

Özür dilerim la tilkicik.. Ayrı kaldık bunca zaman. Ayıp etmişim sana, adam değilmişim. Bunun anısına bu saçma yazıyı sana ithaf ettim. Affet beni tiklicik

24 Aralık 2010 Cuma

♫♪♪♫♪

Dinleyin, eğlenin(: http://fizy.com/#s/1ai2vh


Adını yazmıyorum şarkının, sadece meraktan olsa da tıklayın diye XD

21 Aralık 2010 Salı

Yeni Dost

Yeni dost daha iyidir, ben daha haklıyım. Mocha filan ısmarlar böyle, iyi gider kış kış :D

Eski Dost

Eski dost her zaman iyidir diyorum.Haklıyım.Lise arkadaşlarım farklıdır benim.İyi olarak andığım belki çok lise arkadaşım yok, ama olanların hepsi birbirinden farklı ve özel.Bu yazı da onlara gelsin...

Biricik pesimist sıra arkadaşımdı o benim.Orkun ya, tatlım benim...

Ne zaman konuşmuştuk biz onunla.Nisan ayı bile olabilir.Yazdığı bir kaç satır bile konuşmamıza yetti.Konuştuk konuştuk....Moralimizin nasıl olduğundan girdik, konuştuk..İstanbul'a çağırdı, gelirsem yapacaklarımızı anlattı, bi heveslendim falan...Sonra tabi ki laf Barış'a geldi.(: Sonra babamı konuştuk, bişiler bişiler kapattık sonra...

Özlemişim onu.İstanbul'a gitmeyi başarmam lazım artık.Yiiiit' de çağırıyordu zaten.Ayarlamam lazım.

İçinde bulunduğum iğrenç ruh halinden bahsetmek istemiyorum.İğrenç işte, okuyanlar da biliyor zaten..


O zaman, sayın sevgilime burdan yarın başarılar diliyorum!!!Umarım sınavı iyi geçer (:

Herkese iyi geceler (:

17 Aralık 2010 Cuma

Belle

(Quasimodo)

Güzel,*

Bu kelime onun için bulunmuş gibi.

Bedenini göstererek dans ettiği zaman, sanki

Uçmaya hazır bir kuş, kanatlarını aralıyor.

Sonra Cehennem ayaklarımın altında açılıyor

Bakışlarım onun Çingene elbisesine düşünce

Dua etmek ne yarar sağlar şimdi, Meryem’e?

Kim,

Atacak olan ona ilk taşı?

Hak etmez yaşamayı!

Ah Lucifer!

İzin ver, yalnız bir defa

Gezdirmeme parmaklarımı Esmeralda’nın saçlarında

(Frolo)

Güzel,

O şeytanın vücut bulmuş hali mi?

Gözlerimi sonsuz Efendi’den almak için geldi

İçime bu bedensel arzuyu yerleştirdi

Engellemek için görmemi Cenneti.

İlk Günah’ı taşıyor vücudu

Onu arzulamak beni yapar mı bir suçlu?

O,

Fahişe olarak gördüğümüz bir kız, şimdi

Birden taşıyor insanlığın haçını sanki

Ah Meryem

İzin ver sadece bir kere, açmamı

Esmeralda’nın bahçesinin kapısını.

( Phoebus )

Güzel,

Onun büyük gözleri seni büyülemiş olsa bile

Olabilir mi hala bir bakire?

Hareketlerinde gördüğümde dağları

Ve mucizeleri

Sevgilim, müsaade et sadakatsizliği

Hangi erkek bakışlarını çevirebilir ki ondan,

Tuz sütununa dönmekten korkusuna rağmen?

Ah Fleur-de-lis!

İnançlı bir adam değilim ben

Ve gidip toplayacağım Esmeralda’nın gül bahçesinden

(Quasimodo-Frolo-Poebus)

A quoi me sert encore de prier Notre-Dame

Est celui qui lui jettera la première pierre

O Lucifer !

Glisser mes doigts dans les cheveux d'Esméralda

15 Aralık 2010 Çarşamba

Kral...

Yorgunum çok...

Dün gece 4e geliyordu yatağıma gittim.Sabah 8.30 da alarmla uyandım. Derse girdim, çıktım, sonra başka ders, sonra başkası falan.5saat derse girdim yani.Dersten sonrası arkadaşlarla calculus çalıştık bi saat falan, sonra sınava gittik.Çizim sınavımız vardı.Eve geldiğimde saat 9a geliyordu.

Yemeğimi yedikten sonra, yatağıma uzandım şöyle bi.Yorgunluğu hissettim.Ama ders çalışmam lazım diye düşündüm.Biraz dinlenip sonra çalışırım diye düşünüyordum.Aslında, büyük ihtimal uyuyakalacağımı biliyordum o an ama, kendime bunu yapmak istedim.Gerçekten yorgundum.Bizimkilerle sohbet edip, uykumun açılmasını istedim.Babamı aradım...

Babam.Bu adam gerçekten öyle anlatılmakla falan olacak birşey değil.Tanımak lazım.Herkesin babası kendi kahramanıdır.Yani, en süper baba benimki demiyorum.Ama benim babam benim için bi kahramandan çok daha fazlası.Seviyorum seni babacım.

Saat 10'u geçiyordu...Efendim kızım dedi, napıyosun baba dedim.Dersteyim babacım,11de bitiyor dersim; hayırdır dedi.Ben öylesine aramıştım diyemedim bile."Öylesine" çok boş bir kelime gibi geldi o an.Öylesine...Saat akşam 10da, hala ders anlatan bi adama, öylesine demek.Onun için öylesine diye birşey var mı diye düşünüyor insan.Sonra kapattık telefonu, dersini bölmek istemedim.Annemi aradım.Napıyosun anne dedim, yemekleri ısıtıyorum dedi.Isıtma boş ver, babam derste dedim.Belki 10da bitebilir demişti, sıcak olsun diye falan bişeyler dedi de...Açıkçası tam hatırlamıyorum o an ne konuştuk.

Ağladım sonra.Annem panikledi, n'oldu falan dedi.Çok üzüldüm anne dedim.Babam artık genç değil, şu saatte hala çalışıyor dedim.Bunun üzerine, tahmin edilebilir bi konuşma döndü aramızda.Detayları boşverin...Yapabileceğin birşey yok dedi annem.Haklı sanırım.

Ama kralıma bu kadar yük bindirmek hoşuma gitmiyor.Çünkü, krala birşey olursa hayatı başarıyla karşılayabilecek bir prenses bırakmayacak arkasında.
Okulumdan başka birşey yok onu mutlu edecek.Biliyorum bunu.Ve bu daha da üzüyor beni.

Onu mutlu etmenin yolu derslerimin iyi olmasıyken; başarısızlıkla sonuçlanan midtermlerim için üzgünüm.Gerçekten ama...

"Elbet bigün prensimi bulucam, ama babam hep kral olarak kalacak" diye bir geyik döner ya kızlar arasında.Aslında o kadar saçma ki; nasıl bir prens kralla mukayese edilebilir ki? Kraldan başka kim bu kadar fedakarlık yapar ki hayatından? Kraldan başka kim, seni seviyorum derken her harfi hisseder ki ve kraldan başka kim, sen üzülme diye dünyanın yükünü kaldırır ki.

Babamı hep çok sevdim.Kahramanım o benim.Ona hak ettiği mutluluğu vermeyi diliyorum sadece.

Dersime geri dönmek üzere gittim ben.

Başlıksız vol.8

Selam millet :D
Giriş yapmanın da böyle gevşekçesi :pPp Gevşek diyince şimdi aklıma ne alakaysa Mertle vakti zamanında ettiğmiz gevşekçe mi yavşakça mı temalı kavga aklıma geldi.Komikmiş, düşününce.Neyse...

Ders çalışıyorum, sıkıldım.Kafa dağıtmak istedim bi yazayım dedim.Zaten Barış'ta uyudu, bişey yok şuan kafamı dağıtacak; yazmak dışında...

Calculus çalışıyordum, yarın çizim sınavı olduğnu hatırladım falan.Çizim çalışıyordum, ondan da sıkıldım...Bi şekil daha çizince, calculuse geri dönücem zaten.Zor zanaat arkadaşım öğrenci olmak. :D

Yiiit'e de akşam skype'a gelirim demiştim :/ Gerçekten vaktim olmadı ama.Eve 18.30 gibi geldim.Yemek yap, pişsin, otur ye, dinlen.Derse başlamak 20.00 oluyor.Sonra çalış, kahve yap çalış 21.00.Anne-babayla konuş, çalış, kahve iç, çalış 22.30.Ara ver, ders çalış, kahve iç,ders çalış,Barışla konuş 00.00.Çizim çalış, ara ver şuan işte xd

Sanırım bu gece uyumam.Zaten uykumda yok.Sadece okulda 2 tane kahve içtim.2 tane de evde..Etti mi sana dört.Tamam tamam, o iğrenç espriye bağlamıyorum konuyu xd

Sanırım yazdığım en iğrenç yazı.Mazur görün arkadaşlar, kayışı kopmak üzere olan bi öğrenciyim şuan.Cumartesi öğlene düzelirim.Amin xd

Gittim ben.Çizim yapcam....

11 Aralık 2010 Cumartesi

"Oha kız counter oynamış"

Güzel bir gündü.Nedense sınav kısmını saymıyorum.Sınavlardan çıkınca, "of kötü geçti" demiyorum.Üzülüyorum ama, dakikalık şeyler bunlar xd Eskiden olsa, bayağı uzun sürerdi bu kötü olma evresi ama; nasıl desem...Elimden geleni cidden yapıyorum, e bu kadar oluyor.Yapacak bir şey yok o zaman.Ne demişler "Elleme düzelir" :D

Sınava fizik bölümünde ve hatta o iğrenç lab'da girdim.Neyse, fiziğin içi biraz kasvetlidir. (Burda hem fizik bölümünün binasından, hem de fizik dersinin içeriğinden bahsediyorum xd ) İşte o kasvet hakimdi, dışarı çıkmak için yürürken.Herkes bir soruyu soruyor, of ben yapamadım, sen nasıl yaptın lan muhabbetleri falan.Kısacası, insanoğlunun sınav olmaya başladığından beri yapmaya başladığı ve hala bırakamadığı dialoglar...Neyse, bu dialoglar sürerken; çıktık dışarı.İnsanları bilmem ama, benim üstümden anında dağılan bi kasvet vardı..

Fizik çimleri , her zamanki fizik çimleri değildi o an.Sanki Ilgaz'a falan gitmiştik. ((: Yanımda hala sınavı umursayan bikaç kiş vardı ama, ben bikaç metre önümde kartopu savaşı yapan grupla daha çok ilgileniyordum, rektörlük binasının arkasında, kartopu yapan gençlik.Onlarda haklılardı; ODTÜ'ye beyaz çok yakışmıştı, yeşilin yakıştığından daha çok hemde.

Çatı'ya gittim , oturdum biraz.Sonra çarşıya doğru yürüdüm Batuhan'ın yanına.Fotoğraf makinemin olmamasından kaynaklı bi burukluğum vardı evet.Ama onun fotoğraf makinesini kullanma iznim vardı, mutluydum.Batuhan'ın fotoğrafını çektim, etrafımı çektim.O beni çekti falan.Sonra Devrim'e gittik.Ve, başka bi dünya!

Yanlış hatırlamıyorsam 4 tane kardan adam vardı.Her taraf kartopu savaşı yapan insanlarla doluydu.O kadar eğlenceliydi ki her şey.Evet ya, harikaydı..Biri sevgilisinin adını kocaman kara yazmış.Ama öyle büyük yazmış kiii, nasıl desem; ancak devrim tribünlerinden okunurdu ne yazdığı.Biz nasıl mı okuduk?Yandan harfleri takip ederek.Aslında teknik olarak; çizim dersinde ki right view gibi bişi. xd Israrlarıma dayanamayan, daha doğrusu sonra söylenmemi engellemek isteyen sayın arkadaşımla kartopu savaşı yaptık.Ve, işte eğlence!

Adam yetenek çıktı!Sanırım 5 kez başıma isabet ettirdi.Ama olay çok eğlenceli bi şekilde gelişti.Savaşırken, attığı kar, başıma geldi ve ben "head shot" dedim.Adam eğlendi karşımda; ve bi süre belkide hatırlayıp çok eğleneceğim bişeyi söyledi "oha!kız counter oynamış" Eğlendim ya, güldüm falan.Cidden iyiydi :D Sonra bi daha attı, second shot :D Zaten söylemeyi bıraktım bi süre sonra, adam profesyonel çıktı ((:

Kimsenin umrunda değil fizik sınavı.Ya da ben umrunda olmayan insanlarla takılıyorum.Ya da herkes umrunda değilmiş gibi takılıyor.Cidden ama ne yapabilirim artık, karın tadını çıkartmaktan başka birşey yok.

Eğlenin millet, kış geldi! Benim mevsimim...


Anlamsız

Aşık olmam lazım.. ilgilenen arkadaşlar blog vasıtasıyla iletişime geçebilirler :P
O diil de cidden aşık olmam lazım.. Şarkılar anlamsız, sözler anlamsız, okul anlamsız, rakı anlamsız.. Çok sevip acı çekmedikçe mutlu olmak anlamsız.. Sıkıldım hiçliğin dibinden. Amacım yok niyetim yok, hiç bir şey yok. Belki tanımsızlığım da bundandır diyorum bazen. Bu sıralar o bazı anlar sıklaşmaya başladı.. Nasip..

9 Aralık 2010 Perşembe

Başlıksız vol.7

Eveet, saati 4 etmek üzereyim.Bu saate kadar hep ders mi çalıştım peki.
Yahu zaten 12de başladım derse.12den beri de hep çalışmıyorum.Mesela son yarım saattir, yarın için hazırlıklarımı yaptım.Evet, ilkokul çocuğu gibi çantamı hazırladım, okula götüreceğim defterlerimi hazırladım...Sabah büyük ihtimal uyku sersemi olacağımdan bişeyleri unutmaktan korktum açıkçası.Neyse, hazırlıkları attık, kaldı üç buçuk saat.Peki üç buçuk saat ders mi çalıştım.Yine hayır.Yaklaşık bi saat Barışla konuştum.Ne konuştuğmu sanırım bu yazıyı okuma olasılığı olan herkes bildiğinden, konuşma detaylarına burda girmiyorum.Eee, geriye kalan iki - iki buçuk saatte ders mi çalıştım.EVEEEET! (: Aferin bana. :pPp

İnternete geldim, herhangi biri olsaydı; onla konuşup uykumu dağıtacaktım.Sonra yine ders çalışırdım..Yani uyumazdım.Zaten saat 4 olmak üzere, alarmımda 6.15te çalıyor, durum kötü aslında.Sabah 8.40da dersim olmasaydı keşke.

Geçende böyle bişi yaptığımda -az uyku çok ders ve az yemek üçlüsünü - okulda bayılmıştım..Evet hatırlıyorum.Yarın başıma bişi gelmemesini temenni ederekten yazımı sonlandırıyorum.
Saat şuan 03:54.
4:00 da uykuya dalmış olmam dileğiyle, esen kalın insancıklar XD

7 Aralık 2010 Salı

Sonbahar...

son bahar..bunu hissetmek öyle hoş ve yarattığı melankoli öyle sinir bozucu ki.tabi, benim gibi melankolik olmaya eğilimli değilseniz, sonbaharın tadını çıkarabilirsiniz.benim için öyle eğlenceli olmuyor açıkçası.aslında dinginliği hoşuma gidiyor.ama kurtulamıyorum bundan.
şiir takıldı gözüme.beğendim paylaşıyorum.şairini yazmıyorum, anlayın artık kim olduğnu.

o kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması
mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.

dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,
en güzel yerde başlatılsaydı eğer.

utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer

yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.

korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.

o kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.

daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.

belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.

çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.

yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.

düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.

su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.

rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.

o büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.

o kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.

bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.

kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.

anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.

uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.

issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.

yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.

inanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de,
kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer.
......


Interlude'ya, İstanbul'da sahafa falan gidersen benim için bu kitabı bulur musun?bu kitap derken bu şiirin olduğu kitap.
Portreler.Saol şimdiden.Ben bulamadım bi türlü burda :(

Beklenti

Ve beklentiler, hayallere dönüşür.

11buçuk da 198deydim, okula gidecektim.Otobüste devamlı binenlere bakıyordum, her bineni o sanıyordum.Yüzünü göremediğim her binen erkek, oymuş gibi heycanlanıyordum.
Evet, sabah biraz salaktım.Beklentilerim vardı.Ve sonra her bir beklentimin hayale dönüşmesini izledim ve Yann Tiersen'le dinledim.

Dün Barışla kavgalıydık biraz.Ben ona, saat kaçta otobüse bineceğimi söylerdim, o da o saatte o otobüse binerdi, ODTÜ kapısında inerdi, okuluna giderdi ordan.Sabah 10gibi mesaj attım."11 buçuk otobüsü..."Evet, gece tartışmıştık ama, nasıl desem..Gelir sanıyordum.Gelmedi.Bekledim ama.Sinirim bozuldu.Aradım açmadı.Mesaj attım cevap atmadı.Klasik bir trip vakasıyla karşılaşmıştım.Ya da etkisi uzun süren bir kavgayla.

Neyse ama, saat 15.30a doğru, aradı.Sinirinin geçmesini mi bekledi, yoksa o zaman mı müsait oldu, yoksa sadece burnumu sürtmeye çalışıyordu bilmiyorum.Ama ben ilk defa o aradığında "sonunda!" demiştim.

Amacın neydi bilmiyorum Barış.Ama her ne yaptıysan, çeşitli reaksiyonlar aldın, ama bu reaksiyonlar o kadar homojen ki, sen anlayamazsın.Sadece bigün etkilerini görürsün.

Hayır, hayır...Olamaz.Herkesin aklı kötü şeylere gitti şuan.İçiniz fesat sadece!Etki her zaman kötü olmaz gençler.....Ama her zaman iyi de olmaz.....
Neyse işte, saat 16 falandı, barışmıştık.Hatta nerdeyse, sanki o tartışma falan hiç olmamıştı.

Öff...Sıkıldım.Uyumaya gidiyorum.

6 Aralık 2010 Pazartesi

uyandım, hatta üstümü bile değiştirdim sayılır.sonra oturdum yatakta.ilk derslere gitmek istemiyorum dedi içimden bi ses.diğeri de, tamam gitme o zaman dedi.ve ben tekrar uyumak üzere üstümü geri değiştirdim.saat 13.30da ki derse giderim sanırım.o zaman da sınav var zaten, bi zahmet gitmek lazım :D

5 Aralık 2010 Pazar

where good ideas come from?

Chance favors the connected mind!

Başlıksız vol.6

Sessizlik hakim blogda yine.Ve ben bunu bozmak için burdayım.

Hadi benim canım sıkkın.Canımın sıkkınlığının geçen gece yazdığım olayla ilgisi yok.Barış'ın tahmini gibi o olay tatlıya bağlandı cuma günü zaten.Ve Yiit'in dediği gibi, sanırım internetteki yanlış anlaşılma furyasına kurban gittik.Yüz yüze konuşurken sorun yoktu.

Neyse işte yine canım sıkkın.Çözüm aramaya çalışmayın sevgili arkadaşlarım.Avrupa'da ülkemize doğru gelen bir soğuk hava dalgası varken, içimde güneş bile açsa, dışarıda donar o güneş.Özetle canımın sıkkınlığı klasik bir Türküler vakası.Eğlenceli bir şey bulduğum anda, geçecek XD

Eğlenceli şeyde öyle kolay bulunmuyor hani.Kapı çalıp, heey ben geldim diyen eğlenceye rastlamadım henüz.

Neyse, aslında çok yazacak konum yok.Çünkü sınavsız bir hafta geçiren ODTÜlü gencin anlatacak bir şeyi yoktur.Kafayı dinlemiştir o hafta.Ne aksilik vardır hayatında, ne de sorun.Sınav yok ki!!(: Ama bu hafta var.Fizikle ikinci midterm sayfasını açıyoruz.Haydi kolay gelsin. (:

Şuan buraya yazmamın sebebi de, hani belki Interlude yazmak için bu kadar çabaladığmı görür de, yazar bir şeyler.Sessizlik ona hakim aslında.Gerçi adam dün diff sınavından çıktı.Normaldir.Ama yazsa fena olmaz :C

Bide, nick'ini değiştirsen mi acaba? Her yeni chapterda, calculus hocası, Interlude yazıyor, ben gülüyorum. :D Olmaz böyle XD

2 Aralık 2010 Perşembe

yazamayacak kadar sinirliyim.
o zaman ne diye yazmaya çalışıyorsun, diyen insanlara ithafen;
çabalamak güzeldir :C

29 Kasım 2010 Pazartesi

Başlıksız vol.5

Oldu mu, olmadı derken.Oldu.

Kampüste dolaştım, fotoğraf çektim.Aylak aylak dolaşarak müzik dinledim, ya da kafa dinledim, emin değilim.Aslında güzel bir gündü.

Rüzgarı hissettim.Yann Tiersen eşliğinde, bir kitap okudum ve oldu her şey.Yanıma geldi biri, koluma dokundu.Batuhan'dı gelen.Sen ağlıyor musun dediğinde, ağladığımı fark ettim.Okuduklarım mı etkiledi beni, yoksa sonbahar rüzgarı eşliğinde ki duygusallık mı bilmiyorum.

İnsanların korkularıyla ve hayalleriyle dalga geçmedim hiç bir zaman.Bana saygı duymayan insanlara inat, herkese saygı duymaya çalıştım.Ama bugün, o insanlar bir kez daha dalga geçtiler benimle.

Öğle yemeği konumuz yine Barış ve bendim.(yaklaşık son bi haftadır böyle) Zaten neden böyle olduğunu anlayamıyorum bir türlü.Konuşacak malzeme eksiliği yaşıyoruz sanırım.Neyse işte, konuşuyorduk...Barış'ın da diğerleri gibi olacağından korktuğumu anlattım onlara.Ve dedim ki, "herkesin bağlanamamasına inat bu sefer ben bağlanmak istemiyorum.Kendimi değiştirmeye karar verdim çünkü."Önce peki falan dediler, kimseden ses çıkmadı.Derse girdik falan.Akşam otobüsteydik.Yumak'ı geri vereceğimizi söyledim onlara.Dedikleri şey beni güldürdü evet ama, aslında incinmiştim.Dediler ki "niye bağlanmaktan mı korktun?"

Kötüydü bu.Ve düşündüm.Acaba onları kimse "bağlanmak istemiyorum" diyerek terk etmedi mi?Sonra, bu olay üstüne hiç canları yanmadı mı?Ağlamak zayıflıktır diye düşünüp ağlamamaya çalışırken, gözyaşları içlerine akmadı mı onların?Kelimeler bazen beni anlatmaya ifade etmez diyerek, birşeyler karalamak üzere kağıdı aldıklarında; tek çizdiklerinin karanlık küçük geometrik cisimler olduğnu fark etmediler mi hiç?Aylar sonra, başka biri çıkınca karşılarına yine aynı hamlelerle mat olmadılar mı oyunda?

Garip geliyor insanlar bana.Ya hiç düşmeyecek kadar dikkatli koşuyorlar bu yolda ya da gerçek birşeyi hissedecek kadar dikenli yollara çıkamıyorlar.Korkak onlar mı, yoksa her seferinde düşen salak ben miyim acaba?

Böyle olmasın dedim bu sefer.Bağlanmak yok dedim.Ama her sabah uyandığımda, bakıyorum o telefona ve görüyorum günaydın mesajını.Sıkıcı bir dersi mesajlarıyla eğlenceli hale getiren biri var hayatımda evet.Ama güya bağlanmıyordum ona.Aslına bakacak olursanız, herkes biliyor ki; bu bağlanmak değil.Alışmak.Ama biliyoruz ki, alışmadan bağlanamazsınız zaten.

Korkuyorum, evet inkar etmiyorum.Bitip gidecek biliyorum.Saklamıyorum kafamın içindekileri.Kendimce tesellim var benimde.Bu da bitip gittiğinde, kafamı dağıtmaya yardım edecek arkadaşlarım var.Zaten onlarda olmasaydı, bu işin tadı iyice kaçardı sanırım.Onların salak arkadaşları, biyerlerini kanatarak dikkatsizce koşmaya devam edecek, zaten onlarda ilk yardım malzemeleri her zaman var.Sanırım buna sevgi diyorlar.

Neyse ki, arkadaşların sevgisi hep vardır...

28 Kasım 2010 Pazar

Başlıksız vol.4

Onu kırmayayım, onu üzmeyeyim derken...Sanırım hep kaçıyor olacağım.
Şuan ki ruh halimle diyebilirim ki, yalnız olmayı isterim.

Work&travel işinin bile hafif tadı kaçtı az önce.İki farklı grup arkadaşım, iki farklı şirketle gidiyor.Diğer şirketle yani grupla gitmeyi seçtiğim için; diğer grupta bulunan en yakın arkadaşım şu an bana trip atıyor.Ama ben diğer şirketi daha çok sevdim, ne yapabilirim yani?


26 Kasım 2010 Cuma

Yusuf

Az önce kapı çaldı.Yusuf'muş gelen.Dedim, paşam hoşgeldin, bende seni bekliyordum.Kimse kusura bakmasın.Böyle bi anda, esprinin böylesi.

Bugünü artık cuma sayarsak, sınavıma bir gün kaldı.Daha konuları bitirip soru çözümüne başlamadım.Artık Yusuf'la takılırım XD Neyse ki, yarın dersim 12.40da.Sanırım bu gece sabahlarım.4-5 gibi uyusam, 10 gibi kalksam.11de evden çıksam.12 de okulda olurum.İyi iyi...
Dersten sonra, Work&Travel şirketiyle görüşmeye gidicez arkadaşlarla.Sonra eve gelirim, ders çalışırım heralde.

Yok yok.Bi'daha giricem kimya derslerine :D Sene başından beri 5kez ancak girmişimdir derslere.Evet marifet gibi anlatıyorum :D

Saat oldu 00:40.Gidip kahve yapmam lazım.1de başlarım.Gittim ben.

Yusuf'tan sevgiler XD

25 Kasım 2010 Perşembe

Deniz

Yüzüyorum, sadece yüzüyorum. Amacım, nedenim, isteğim yok. Ölesiye kulaçlıyorum, saldırır gibi. Batmamak için, devam etmek için, savaş devam etmeli.. Dur! Nerdeyim?
Nefes nefeseyim, galiba koşmuşum..
Günlerdir böyle durum. Memento'dan fırlamışım sanki. Bazen bi ayılıp çeplerimi kontrol etmem gerekiyor. Konuşurken dudaklarımı kontol etmediğimi farketmek çok garip gelirdi hep. Artık farketsem de devam ediyorlar. Bir bakıyorum konserdeyim, ya da otobüste eve gidiyorum. Kitabın ortasına gelmişim ya da sınavdayım kalem oynatamıyorum.
Hamlelerim öngörülebilir oldu, bir tek ben göremiyorum. Yüzüyorum işte öylesine. Gidecek biyerim, gitsem gerçekleştirecek bir hayalim yok. Kuracak zamanım olmadığını düşünyorum zavallıca. Herkesleştim sanırım, aptallaştım. Herkesten iğrenip aptal olduklarını düşünen ben artık bu haldeyim. Belki sadece az uyuduğumdan.
İstanbul'a bok atmaya bile başladım finalde. Sevgilime tercih ettiğim şehre bile düşmanlaştım romantikleştirirsek. Savaşıyorum her sabah. Tatlı tatlı havasını solumadım haftalardır. Deniz artık dinginlik değil alışılmışlık fısıldıyor. Sesleri duymuyorum, günleri saymıyorum. Kayboldum...

24 Kasım 2010 Çarşamba

Yağmur

Hep yağmur vardı bugün.Devamlı yağdı.

"Stay the Night"ı dinlerken, ve yağmurda yürürken; James Blunt'ın "zero chance of rain" demesi... İşte o an eğlenceliydi.

23 Kasım 2010 Salı

Yumak

Kütüphanede ders çalışıyordum.Babam aradı..Konuştuk falan, bizim evin ordaki PetShop'ta bi köpek görmüş onu sormamı istedi.Tamam dedim.Eve giderken uğradım, köpeği gördüm falan neyse.Orda bi kedi vardı.Beyaz...Ankara kedisi ve tekir kırması...Gerçekten tatlıydı.5aylıkmış daha, adam kediyi kucağıma bile verdi, sevdim onu.Çok tatlı miyavladı, daha tam oturmamış sesiyle.Adı ne bunun dedim, Yumak dedi adam.Sahibinin tayini çıktığı için, bırakmak zorunda kaldı dedi.Şanssız olduğnu düşündüm onun.Çünkü; klasik terk edilme senaryosunu hak etmeyecek kadar tatlıydı.Hani derler ya, aramızda duygusal bi bağ oluştu diye.Evet oluştu, emindim o an.Yumak'ı istiyordum.
Eve geldim.Ablamı kandırdım, gel bi sadece bak en azından falan dedim.Gittik tekrar, Yumak orda bekliyordu.Ablam biraz tedirgindi.Eve almak için çok büyük dedi.Eğitemeyiz dedi.Huyunu bilmeyiz dedi.Tamam, biliyorum, hepsinde biraz haklı.Ama o çok tatlıydı.
Aslında zaten iki kedi alacaktık; ve ben hep erkek olanı istiyordum.Son belli oldu sanırım.

Aldım onu.
Yumak....Şuan salonda koltukta uyuyor.Sonumuz nasıl olacak bakalım.

Eve hoş geldin Yumak.Hayatımıza hoş geldin!

Dört yapraklı yonca

Belki hiç dört yapraklı yonca bulamadım ama aradım.Bulacağıma inandım belki de.
Belki hiç aşık olmadım ama aramadım da.Bulacağıma inanmadım çünkü var olduğuna inanmadım.

Bi'gün dört yapraklı yonca bulduğumda, aşkı da arayacağıma söz veriyorum.


Ama kırlara çıkıp, o yoncayı aramaya başlamadan; kimse aşkı bulduğumu iddia etmesin.



Sebebi basit.
Komik olur çünkü.

21 Kasım 2010 Pazar

Korkuyor muyum?

Yoruldum.

Barış'ın saçmalamasını izledim tüm gece.Ve birinin saçmalamasının öznesi olmayı.
Garipmiş.Aslında daha önce kimse böylesine saçmalamamıştı beni özne yaparak.Garipmiş.
Bi'de gereksiz.Garip bir çocuk.(Biliyorum, tüm yazdıklarımı okuyacaksın Barış ama silmiyorum!)Beni seviyor mu, yoksa bu kadar iyi rol mü yapıyor?Yok, olamaz böylesi.Ciddi sanırım.O zaman ben neden böyleyim?Korkuyor muyum da, geri çekiliyorum.

Bol ünlem koyarak yapılan konuşmalar...Gereksiz, geriyor beni.Korkuyorum belki de?


Saçmalamak.

Cidden aklımdan geçen çok şey var ama, yazabildiğim çok az şey.İhtiyacım olan şey Aykut aslında.Bana diyeceklerine ihtiyacım var, silkelerdi o beni...Aykut demişken, onla da bi yılbaşı planı yapamadık gitti.

Of, yılbaşı! Olası bi planımız vardı aslında, bi de o planın yedeği vardı.Ama şimdi onun dahil olabilecek kız arkadaşı.Bu durumda bende Barış'la mı gidicem?


Kendime dert edinmeden ne kadar yaşayabilirim? Dert demişken, kimya sınavım var yahu :D Çok fena girecek.Yapacak birşey yok çalışmaktan başka.Fotoğraf makinemden ayrılmayı başarırsam, çalışırım :D Kitaba bi baktım da, of dedim ya.Ciddi ciddi 5 ünite var, beni bekliyor hepsi.Pazartesi başlasam.5de gecem var.Evet, plan belli oldu sanırım.Yapacak bir şey yok ya.Çalışırım, zaten iyidir çalışmak.

Her zaman yaptığım gibi, düşünmemek için ders çalışırım gibi duruyor.Ancak öyle dinliyorum kafamı.Tabi buna kafa dinlemek denirse.O dersler bitince, kalıyor bana düşüncelerim.

Lahana'yla konuşurdum hep.Sonra Kekik oldu.Sonra tekrar Lahana.Sonra hepsi gitti...Yazı yazmaya başladım.Okudum, sakladım.Aylar sonra, buldum o yazıları, okudum, ağladım ve sakladım.Baktım olmuyor, yazmıyorum da artık.Buraya yazdığım bu şeyleri saymıyorum ben.Benim derdim mürekkeple o parşömen ve parşömenin o kokusu...Yiğit'e bile 3 aydır mektup göndermem lazım.Göndermiyorum.Küstüm ben mürekkebe.Üzüyor beni.İnsanlara küsmüyor gibi, bir de cansız nesnelere küsmeye başladım.

O kadar mı korkuyorum?Bu korku neye peki?Düşmekten korkmuyorum.Korktuğum şey düşmek olsaydı, bu kadar yaram olmazdı.

Gittim ben.İyi geceler insanlar.Sabah okuyacağınıza göre günaydın.

19 Kasım 2010 Cuma

Başlıksız vol.3

Eğlendim bayağı :D

Dün gece helyum çektim(k). :D Hıı, bildiğin helyum şu soygaz olan, balonun içine konulan...Ama çok komikti.Bide öyle şarkı söyleyince, olay farklı bir tat veriyor. :D Bugün de yapabiliriz belki.Ama son balonda ki biraz acı geldi :pPp Korktuk, bugün çekmeyiz :D

Saat 5te hazırlanmaya başlamam lazım...6 olmadan evden çıkmalıyım falan, bekletmek olmaz.Sonra ayıp olur :/ O ayıp, sonra trip olarak döner bana :pPp (bunu okuyacağını bildiğim halde bu kadar açık yazmamın sebebini bende anlamadım :D )

Evde su bitti.İstedim ama; artık gelse keşke.Duşa giricem giremiyorum :C Ama hemen girsem, saçım kurusa falan iyi olur.Daha ders çalışıcam...

Boşluk battı, tatilden sıkıldım.Gerçi kimya sınavımız var 27sinde.Umurumda mı?Sanırım değil.İyi rahat ol :D Böyle diyorum da, beni bi arayın pazartesinden sonra, bakalım ne yapıyorum.Gerçi 25inde akşam fasıla gidiyoruz sanırım.Ohoo, yattı bizim kimya. :D

Neyse, madem bu sucu gelmedi.Ders çalışim, su gelince de duşa girerim.

Kaçtım ben.. (:

17 Kasım 2010 Çarşamba

Başlıksız vol.2

Hey insanlar! Yine ben.(: Zaten bensiz bayram mı olur yahu :D Neyse...

Şimdi, annemlerle ve Kekik'le güzel bir bayram geçiriyorum.Yere akmış hayvan kanı da görmediğimden, keyfim de yerinde hani.Kekik buradayken, Rex'in Adana'da olması, yüreğimi burkmuyor değil hani.Özledim onu.Canım benim... :/

Bugün ablamın ve Fatoş'un doğum günü.Yarında Mert'in.Çevremdeki insanların büyük kısmı kasım doğumlu mu ne?Düşünelim...Hayır değil, tamam olmadı :D

Kedi almaya karar verdim.Yanıma arkadaş olur, can olur.Hatta adı Can olur falan :D Tamam dalga geçmiyorum.Kedime isim arıyorum da...Ablamı kandırıp iki tane almayı düşünüyorum hatta. :D :D

Interlude da demiş ya.Sonbaharın keyfini çıkaramıyoruz.Ama olsun, seneye çıkarırız.

Bide, bir gün gelip de saçımı komple kırmızı yaptım dersem, şaşırmayın insanlar.Evet böyle manyağım.Ablam, neden yapmıyorsun dedi.Durdum, sustum.Barışla konuşuyorduk telefonda söyledim, neden olmasın dedi :D Gerekli ara gazı aldım :D Gerçi Dilek hafiften karşı, Batuhan da hafiften karşı.Evet farkındayım :D Ama ablam ve Barış destekliyor.Neden olmasın?
Evet, annemlerin bi fikri yok.Çünkü söylemedim XD Oha, kötüyüm :D :D

Sustum ben, gittim..Görüşürüz



15 Kasım 2010 Pazartesi

Bahar?

Selam sevgili patates severcikler;
Kasım'a inat sonbahara giremeyen İstanbul'dan, bayrama inat yazıyorum.
Böyle güzel güzel sonbahar fotoğrafları çekeyim diye düşünen ben için hazin bir durum sonbaharsızlık. Ne yaz, ne kış, ne sonbahar.. Teoman bile konserinde söylemedi İstanbul'da Sonbahar'ı!!..
Aktif sıkılıyorum ve sanırım halım kokuyor.
Yalnızlık sıkıcı olmaya başladı, gerçi hep sıkıcıydı ama şimdi fevkalade hissettiriyor kendisini. Hala sevgilisiz biri gibi tanımlayamıyorum kendimi. Bu yüzden de bir kalıba girmeye zorlanıyorum. Hani derslere yumulsam desem olmuyor, eğlencenin dibine vursam desem beceremiyorum. İstanbul'un havasıyla benzeştiririm kendimi hep ve gelenek bozulmadı bu kasımda da..

11 Kasım 2010 Perşembe

Başlıksız

Of ya.

Tam iyileştim diyordum, yine hastayım.Bu kötü oldu...Hep sınavdan bi'kaç gün önce nüksetmek zorunda mı bu hastalık.

Neyse annemle babam geliyor, onlar bakar bana (: Kekik de geliyor bi'de.İyi oldu ya, çok özlemiştim bizim miniği.Hatta keşke Rex'de gelse. :D Tamam bu cidden zor olurdu.

Geçen gün yürüyüşe çıkmıştım.Kuğulu Park'ta fotoğraf falanda çekiyorum, takılıyorum öyle işte.Neyse, yanıma bi' köpek geldi.Ya nasıl tatlıydı anlatamam.Köpek ama, koyun havası ve hayvanda :D Sevdim falan..Sonra sahipleri geldi, yaşlı bi çift.Sordum, adı ne köpeğinizin diye.Can dediler.İçimden çok eğlendim ya.Hatta eski sevgilimin adını alacağım bi köpeğime koysam mı diye düşünürken, hayvanı bi ömür bu acıya katlanmaya mecbur edemeyeceğim kanısına varıp vazgeçtim :D Sonra, sormam gereken en mantıklı soruyu sordum o çifte.Kaç yaşında bu köpek? Kendimi bildim bileli bi köpeğim oldu ve, yüzünden, gözlerinde ki ifadeden anlarım yaşını ;) Cevap geldi 9.Vay canına dedim.Her yıl, onun için 7 yıl.Üff, 65lik dedeyi seviyormuşum dedim, yine eğlendim falan :D

Böyle sevimli köpekler görünce, Rex'i özlediğmi fark ediyorum.Aslında sevimli olmayan bi köpek gördüğümde de fark ediyorum.
Kekik'i zaten nerdeyse her gece yatağıma girince anıyorum.Olsaydı da, sarılarak uyusaydım falan...Canım benim ya, özledim :(

Tabi hayvanlarımı özledim ama, anne-babamı özlemedim diyemem.Onları da özledim.Eylülden beri burdayım.

Lanet şehir.Sevmiyorum burayı.ODTÜ'nün başka bir şehirde olmasını isterdim..

tarih: 11.11.10
saat: 11.00

ben derse kaçtım...

not: Interlude, bi yaşam belirtisi göster :C

10 Kasım 2010 Çarşamba

alıntı demeti

O zaman başka bir alıntı....


tanrı’yla aynı fikirde değilim
intihar edenlerin
cehenneme gideceği konusunda
kainatın yaratılışına
katılmaktan bıktığımda ruhum
intihar edeceğim bende
denenmemiş bir yolla

ben ateist değilim, babasıymış gibi
tanrı’ya küsen bir çocuğum

eğer tanrı intihar edenleri ve nietche’yi
cehenneme gönderirse
cehennemde yanmayı tercih ederim bende

tanrı’nın hayal gücünü beğenmiyorum
ben tanrı olsam
peygamberler göndermez
direkt konuşurdum insanlarla

ben tanrı olsam intihar ederdim
insanlarla birlikte
acı çekmeyi öğrenemediğim için

7 Kasım 2010 Pazar

Telefon

Hayatta kolay mutlu olmak lazım.Bakınız ben.Tamam ben çok da kolay üzülüyorum ama, konu o değil :D

Neyse işte, gece gece mutlu oldum...Uyumakla uyumamak arası gidip geliyordum..Başucumda duran fotoğraflara bakıp müzik dinliyorum falan.Telefon çaldı."Aykut"....Artık neredeyse sadece fotoğraf karelerinde gördüğüm, biricik arkadaşım, dostum.

Yarım saat, kırk beş dakika falan konuştuk.Meğer ne çok özlemişim, tamam; özlemişiz. Konuştuğumuz konular o kadar hızlı değişti ki.Herşeyi bir telefon konuşmasına sığdırma çabaları falan.Tüm okul gününde yaptığımız o klasik sohbetleri, artık telefon konuşmalarına sığdırmak.Üzücü evet.Ama şehirler arası uzaklığın gerçekten sadece şehirler arasında olduğunu hissetmek.İşte bu benim mutluluğumun sebebi.

Neyse, gece gece duygusala çok kaçmamak lazım.(:
Özetle, eski dost gibisi yoktur!(:

23 Ekim 2010 Cumartesi

Yine bir sabır tesinden geçiriliyorum. Aslında böyle düşünmüyorum; ama böyle gibi davranmak olaya kutsi bir amaç bahşettiğinden kendimi iyi hissettiğime inandırmama yardımcı oluyor. Aslında olmuyor, öyle gibi yapıyorum..

18 Ekim 2010 Pazartesi

Silinmemek üzere yazılan paragraflar dizisi-4

Günün özeti: Birine onyüzmilyon(!) şans vermektense, başka birine bir şans vermek

Günün Geneli:

6 Kasım'da fizik sınavı var, İstanbul'a gitmesem mi 29 Ekim'de diye düşünürken, aileden gelen telefon.Adana'ya mı gelsen?Ve bir düşünce aldı beni.Bugün aklımda bu vardı.Ama bazı durumlarda, ki genellikle Ankara'da daralmışsam, geri dönmek istemiyorum buraya.Sanırım o kötü hissi yaşamamak için gitmem Adana'ya.Bide Yiiit'e sözüm var, İstanbul'a gitmek lazım.Giderim bende....

Bugün çok manyak bir şekilde derslere girdim.Yani aynı dersi iki kez dinledim falan, manyak olan kısım burası..Bir kaç komik arkadaşım, bunun benim kendimi cezalandırma yöntemim olduğnu düşünüyorlar.Cidden komikler.Kendimi cezalandırmıyorum tabi ki!

Geçmişi çok düşünür oldum.Aslında geçmişi düşünmüyorum!Düşünmeye zorluyorum kendimi.Interlude'dan mazoşistlik mi sıçradı nedir? Hayatımdan çıkmamak için ısrar eden eski bir erkek arkadaşım var.Toparlandığım anda, hayatımı b.k etmekle bilinir kendisi.Bu sıfatı lağıyla taşıyor, sağ olsun. :C
Bir şans verirsin birine onunla çıkarsın.Sonra bırakır, bağlanmak istemiyormuş falan.Kötü günler geçirirsin.Toparlanırsın vee beyimiz yeniden gelir.Bir şans daha ister.Salaksındır, verirsin o şansı.Çıkarsınız yeniden, başlarda gerçekten iyi gider.İlk denemenizden de uzun dayanır.Ama yine biter.Bitmez aslında, bitirilir.Bağlanmak istemiyordu ya, yine bitirir.Kötü günler geçirirsin, bu sefer daha uzun sürer o kötü günler, tıpkı çıkmanız gibi.

Bu küçük genellemede öznelerden biriyim malesef.Ve diğer insan, bugünlerde çok ön plana çıkmaya başladı.Sinirimi bozuyor.Şu b.k etme olayının zamanlamasını gerçekten çok iyi yapıyor.Sinir bi durum...Yani benim için..Ama bi "aferin" hak ediyorum bence(: Aradığında açmıyorum ve mesajlarına cevap atmıyorum sonuçta.Bu büyük bi adım(: Aferin bana!!(:

An geliyor, yumuşuyorum bazen."Let it be!" diyorum.Çok yanlış bu.Einstein demiş ki "Aptallığın en büyük kanıtı aynı şeyi defalarca yapıp, farklı sonuç almayı ummaktır." Adam haklı...Aynı hatayı iki kez yaptım mı? Yaptım.Tamam, aptalım.Ama bunu iyice tescilletmenin anlamı yok değil mi?

Bu yazıyı bu kadar açık yazdım çünkü; o gerizekalı hayatıma her daldığında açıp bu yazıyı okumak istiyorum.Bana direnme sebeplerimi göstermesi için.

Sanırım daha önceki bi yazımda da demiştim.Eski sevgiliyle yeniden çıkılmaz, diye...Düşünüyordum, ya değişmişse diye.Değişmez!Mümkün değil ya...O zaman geldik mi başladığmız yere;

Günün özeti: Birine onyüzmilyon(!) şans vermektense, başka birine bir şans vermek



16 Ekim 2010 Cumartesi

Nayır

Boşluktayım hala gayet.. Bişeyler olsa da değişse diyecek kadar da memnunum bu durumdan. Sabah kalk okula git, gel, uyu, başa sar.. Sıkıcı bi hal aslında ama sıkıcılıktan memnunum o.0
İstanbul da sıkıcılaştı, her gün yağmur.. piih
Bu arada for best results follow pattatess on a macbook with safari.
Bakalım ne desem başka??
Galiba mutsuz olmadıkça yazmak gelmiyor içimden.

15 Ekim 2010 Cuma

yorgunluk

Selam...
Çok yorgunum ve uykusuzum.
Okulda çizim yapmak için okula bilgisayarımı da götürdüm bugün.Sabah mouse'umu koymayı unuttuğumu fark ettim, içeri girip mouse'u aldım falan.Sonra koştur koştur durağa yürümeye başladım.Ben ışıklardan karşı karşıya geçmek için beklerken, otobüs geldi ve gitti.
O zaman düzeltme, yorgunum, uykusuzum ve şanssızım.

Sabah iki saat dersim vardı, ikisi de fizikti.İlkine girdim, baktım içim bayılıyor -adam vektör toplaması anlatıyordu :C - ikincisine girmedim :D İlk saat yoklama kağıdı dolaşmıştı ne de olsa.Nerden bilebilirdim hocanın ikinci ders tekrar yoklama kağıdı dolaştıracağını, üç haftadır böyle bir şey hiç yapmamıştı.Evet şanssızım.

Kütüphaneye gittik arkadaşımla.Çizim yapmak için...Çizim yaparken -en heyecanlı yerinde :pPp - bilgisyarım kendini yeniden başlattı, henüz kaydetmemiştim.Yok yok cidden şanssızım.

Eve geldim, saat 14:30 gibiydi.Saat 15.00 gibi uyudum ve ister inanın, ister inanmayın saat 19.00da uyandım.Gerçekten uykusuzdum.

O kadar garip rüyalar gördüm ki!Kötü değillerdi, yanlış anlaşılmasın.Ama gariplerdi.Değişik olmaları hoşuma gitti.Hatta gördüğüm rüyaları hala düşünüyorum desem....

Msnde kimse yok, böyle durumlarda ders çalışmaya zorluyorlar beni :D
Birinin telefonuma mesaj atıp, beni kurtarmasını bekleyene kadar ders çalışıyorum.
Ya kimse kurtarmazsa?

13 Ekim 2010 Çarşamba

Mutlu

Dün face'de "mutlu" yazdım olay oldu.

Babam aradı "bunun özel sebebini söyle bakim, yoksa hayırlı olsun mu demeliyim" dedi.Tırstım :D Dedim "aşk olsun baba, bişey olsa söylemiyor muyum sanki?" Gülüştük falan.

İnsanlar mutlu olmama mı şaşırıyor, yoksa bunu ifşa etmeme mi? Anlamadım.

Fotoğraf makinemde geldi.Mutluyum cidden.Ama birazdan -yaklaşık 10dk sonra- odama gidip ders çalışmaya başladığımda, cidden mutlu olmam zor :D :D

Neyse, gittim ben.
Sıkıldım bide, :/ :/ Mutluyum ama sıkıldım :/

Aaa, bide, yılbaşı yaklaşıyooor!! Yapacak şey bulmak lazım :/

12 Ekim 2010 Salı

Uyanıklık. :/

Uyuyamıyorum ki sabah kalkim :/

Hala uyumadım ama alarm 6:00da çalar yine.Of ya...

Mutlulukla fişeklendim ama bugün :D Harika haberler aldım(: Teşekkür ederim evren :D :D Evrene o kadar sövdüm, sonunda başıma iyi bir şey getirdi.Böyle yola gelsin :D

Aslında uykum da var.Neden hala uyanıksam? Neyse, haydi tekrar deneyim uyumayı...Belki uyurum.Belki?

8 Ekim 2010 Cuma

YOK

sen yoksun
deniz yok
yıldızlar arkadaşım
ya bu gece harika bir şeyler olsun
yahut bir bomba gibi
infilak edecek başım

ağzımda eski mısralar uzanıp kalmışım
istanbul, minareler odamda gibi
gökyüzü temiz ve parlak
işte kolkola girmiş en mesut günlerimiz
muhalif bir rüzgar karşı sahilden
fosforlu ışıklarıyla gökyüzü bir deniz
havada kanat seslerive çılgın kokular

deniz yok
yıldızlar uzaklaşıyor
ben yine yalnız kalıyorum
istanbul, minareler kaybolmuş
sen yoksun

Atila İLHAN

Uyku

Aslında şuan pek sevdiğim(!) (sanırım herkes o işaretin anlamını biliyor, neyse) fizik hocamla derste olmam lazımdı.8:40-10:30 fizik. Yaklaşık 20dk önce, ben niye bu kadar dinlenmiş hissediyorum diyerek uyandım.Ve saati gördüm. Geç kalmak değil bu, komple uyuyakalmak !

Akşama doğru giderim okula, kimya lab.ı var malum, gitmek şart.Akşam da topluluğa yeni gelenlerle toplantı falan.Okula gitmek şart yani.

Fizik dersini kaçırdım diye kendimi pek kötü hissetmiyorum.Yani; dün dersine girmiştim de n'olmuştu sanki.Geri zekalıymışız gibi anlatılan lise2 düzeyinde bir fizik.Sanırım lisede daha zordu hatta.Neyse ya, iyi böyle...

Akşam saat 14:40 da kimya lab.ı başlıyor.Okula erken mi gitsem, yoksa biraz daha mı uyusam karar veremedim.

Yeni kayıt

Buraya yazmaz olmuşum meersem..
İstanbuldayım sonunda. Sonbahardayız gayet; üstelik fotoğraf makinem var. Klişe "başka bişey isteseydim keşke" yönündedir, ama şayet pişman değilim ben fotoğraf makinemin olmasından dolayı.. İsteğinin gerçekleşmesi durumunda bile mutsuzluğa pay çıkartmaya isyanım var arkadaş!
Türküler anlatmış derdini. Kalabalıkta yalnızlık gibisinden tanıdık bi hüzün. Çoğumuz böyleyiz sanırım. Kimi saklıyor bunu, kimi kimi reddediyor, kimi kabulleniyor, kimi umursamıyor. Blog arkadaşımı güruhtan ayıran kısım Türküler'in "e)hepsi" diyebilmiş olması.

7 Ekim 2010 Perşembe

Silinmemek üzere yazılan paragraflar dizisi-3

Oasis dinliyordum, yine.Sonra I'm outta time ♪♫♪ başladı.Ve bir yazma isteği belirdi, geldim.

Sıkıldım.Her şeyi yazabildiğim gibi yapabilseydim keşke.Olmuyor ama, yapamıyorum ki...Arkadaşlarımla konuşuyorum, bişiler diyolar falan.Tamam diyorum, öyle yapıcam.Üzülmek yok falan.Onların verdiği gaz gidiyor bi gün falan.Sonra, geri dönüyorum.Kendi halime...

Çok çabuk üzülebiliyorum.Bu benim melankolik olduğumun bi göstergesi mi?Yoksa cidden çok mu önemsiyorum insanları?Ya hadi çok çabuk üzülmeyi geçtim, etkisi uzun sürmese bari :/ :/

Birilerine ihtiyacım var.Havam değişsin maksat.Saatlerce anlatacak şeyim var aslında...Günlük de yazmıyorum artık.Bu çok kötü bişey. :/ Her şey birikiyor, fena olacak sonu.Biliyorum.Çünkü; daha önce de bu sonlar hep fena olmuştu.

Annem her zaman, sevgi emektir dedi bana.(Sanırım Can Yücel'in de öyle bir şiiri vardı, neyse.)Haklılar.Sevgi emek ama.Sen emek verirken karşıda ki vermezse.Bi nokta da platonik bi emek.Biri için değer mi?

Telefonum çok çalıyor bugünler de.Memnun değilim bundan.Kapatsam mı?Annemle babam ulaşamazsa merak eder ama ya, olmaz.Mesaj geliyor falan, hoşlanmıyorum devamlı telefon.Normal de çalmasından hoşlanmam lazım biliyorum.Ama telefonum bana istediğim mesajı ulaştırmıyorsa ve ben telefonumla çeşitli sebeplerden istediğim mesajı atamıyorsam, mantık ölçüsünde pek bir anlamı kalmıyor.Üstelik sinir bi durum olmaya başladı.Mesaj geliyor telefonuna ama istediğin mesaj değil, kötü bi durum.Mesaj geldiğini duyunca, hızla telefona atılıyorsun, sonra bambaşka biri, bambaşka birşey diyor sana, garip oluyor yahu.Ama neyse ki, alışık olmadığım bi durum değil.

Okulda çok yakın bir arkadaşım aşık oldu.İşin harika tarafı, sanırız kız da ona aşık.Ne kadar güzel değil mi?Bu gerçekten şans ama.Sana emek verecek birini bulmak?Yok ya, güzel olmaktan çok ütopik geliyor bana.En azından benim için, hiç bir zaman öyle şanslı olmadım.Maalesef.

Kızlar bugünler de çok üstüme geliyor.Neyin var?Yok bişeyim, iyiyim demekten sıkıldım.Tanımıyorlar ki beni.Geçen sene, hiç olmadığım kadar keyifliydim ve şu an normal halime döndüm.Ama onlar yadırgıyor bunu.
Sırama kafamı koyup, ders başlayana kadar uyuduğumda senkronize bir şekilde bi kulaklığımı Yiit'in bi kulaklığımı Orkun'un çektiği günleri özledim ben.Sınıfta yere oturmuşken, hocaların önüne mendil aç tam olsun demesini de özledim.Aykut'la gece mesajlaşıp, sabah mesajda kaldığımız yerden devam etmeyi özledim.Lise 1'lerin gelip, Aykut'la sevgili misiniz sorusunu sormasını bile özledim sanırım.
En çok moralim bozuk olduğunda özlüyorum her şeyi.Sanırım, odamın duvarlarında asılı fotoğraflarında etkisini yok sayamam.

Kötü hissediyorum kendimi.Telefonuma gıcığım.Erkeklere gıcığım (bi kaç istisna var tabiki)...Genel olarak böyleyim.

Gitmek istiyorum.Hava değişikliği iyidir.
İstanbul'a gelesim var.Daraldım burada.Yiiit'i, Aykut'u görürüm, belki bikaç gün Ankara'yı ve içindekileri unuturum bile.

4 Ekim 2010 Pazartesi

Silinmemek üzere yazılan paragraflar dizisi-2

Silinmemek üzere yazılan paragraflar dizisi-2

Kötü hissediyorum.En azından bu sefer sebebini biliyorum.Sevmiyorum böyle durumları.Keşke sebebini bilmeseydim can sıkıntımın.O zaman, daha kolay geçiştirebilirim sıkıntımı.Ama şimdi; değiştirilebilecek bir durum olduğnu içten içe bildiğim için rahat değilim.Peki, durumu değiştirecek miyim?Sanırım kendime sormam gereken soru bu.
Bilmiyorum, mantıklı düşünelim...

Hani klişe olan bir laf vardır ya."Sana yapılmasını istemediğin şeyi, başkasına yapmayacaksın." Eğer insanlar, bu sözü gerçekten ciddiye alsaydı; bugün birbirine kızgın yada kırgın bu kadar insan olmazdı.Biri sizi kırarsa, ne yaparsınız? -Hiç de birşey yapmam. ( kaynakça; yıllardır arkadaşım dediğim insanlar) Benim doğrularıma göre ; eğer biri kırılmışsa, kırılan taraf değildir konuşması gereken.Çünkü; kırdığım arkadaşlarımın peşinden günlerce koştuğmu bilirim.Bir terslik var bu işte? Kırılınca da ben koşuyorum, kırınca da.Neden hep ben koşuyorum yahu?!

Birbirini kıran insanlar, sonunu düşünmeden laf edenler falan...Üniversitenin sanırım bu yanı kötü.O kadar farklı insanlar var ki.Formatlarına ayak uydurmak için; kendi formatınıza zarar vermek durumunda kalıyorsunuz.Başka bir deyişle; sizin tarzınıza garip düşen insanlar.Onları tanımaya çalışırken, ya da ayak uydurmaya çalışırken; uykusuz geceler geçiren sizsinizdir.

Yıllarca sürmüş arkadaşlıkları bu yüzden seviyorum sanırım.
-Sağlam olur.Ona çok kızsanız da size bir telefon kadar yakındır.
-Sizi bilir.Neyi ne demek istediğinizi anlar.Cümlenizi bitirmenize gerek bile yoktur, o gerekeni anlar.
-Kırmaz sizi, aksine korur.Biricik arkadaşısınızdır onun.Kırmaktan kaçınır, kırmasa bile; bi telefon açar kırmışçasına özür diler. (bknz. msnden sert bi çıkış yapılmışsa, trip atıldı korkusu)

Evet, uyuyamıyorum.Düşünmekten sanırım.Kafam çok dolu.Kafanızda düşüncesini kurduğunuz şeyin yada kişinin; kafanızda kinin tam aksi olduğunu gördüğünüz de yaşadığınız hayal kırıklığı da var belki de.Keşke böyle olmasaydı düşüncesi falan.Yine "keşke"lere mi döndük? -Sanırım evet.

Interlude'la telefonda konuştuk bugün.O da İstanbul'a dönmüş sonunda.(: Onun için mutluyum, o şehri seviyor.
Neyse, telefonda konuşurken, onun hayatını ve benimkini...Can sıkıntımı, kafa bulantılarımı anlattım.Ve dediği şey çok hoşuma gitti: "Abi, bi sakin ol ya :D :D" Tamam, olurum (:

Ya, bi saniye, sen hiç "sakin ol diyince, sakin olan insan" gördün mü?



1 Ekim 2010 Cuma

Türküler


Biraz aptalca göründüğünü biliyorum ama; nice yıllara =)

27 Eylül 2010 Pazartesi

Interlude'2

Bu kadar olur...Msn'den çıktım, hatta sende çıkıyorum diye bi dolu laf ettin bana.Az önce, yatağımda dönüp durdum ve uyumaya çalıştım ve uyuyamadım ki şuan burdayım.

Msn'e girdim ama yoksun.
Abi ne ara çıktın ya! :/
Olsaydın keşke yahu . . . Zaten uyuyamıyorum, sinirim bozuk ...

26 Eylül 2010 Pazar

Silinmemek üzere yazılan paragraflar dizisi-1

Silinmemek üzere yazılan paragraflar dizisi-1

İnsanın kendini kötü durumda olduğunu hissetmesi kötü bir şey.Kötü durum derken, fiziksel bir durum değil.Duygusal.

Herkesin, tüm arkadaşlarınızın, çıkma dediği kişiyle çıkmak.Sonra onların haklı çıkması.Evet doğru tahmin: ayrılık.
Üzüntü dolu geçen zamanlar, zamanlar ve zamanlar.Toparlanma çalışmaları ve mutluluk.Toparlanılmış bir şekilde yeni bir sayfa.

İşte bu son dediğim tamamen yalan.Kimse hiç bir zaman toparlanmıyor.Çok klasik bir betimleme ama, o yara izi daima kalıyor.

Sonra toparlandığını zannettiğin günlerin birinde, bir şey olur.Aklına bir şey takılır, bir not, bir yazı, bir resim, bir şarkı ne biliiim işte, bir şey.İşte o zaman, toparlanmadığını, sadece üstünün toz olduğunu görürsün.Sonra dersin ki, keşke.

Keşke...Farklı olsaydı, olsaydım ya da olsaydık.Ama olmadı, olmadım ve olmadık öyle değil mi?Sonra üstü tozla kaplı hatıraların tozunun gitmesiyle hayaller ya da başka deyimle varsayımlar başlar.Acaba bundan sonra bir şey olur mu, diye düşünmeler.Aslında düşünmek değildir o, kafa patlatmaktır!

En baştan beri sana yapma diyen o arkadaşlar bu sefer der ki, saçmalama olmaz.Bundan önce de olmadı, bundan sonra da olmaz derler.Anlamak istemezsin resmen, ya olursa ihtimali o kadar baskın gelir ki.O an her şey mümkünmüş gibi gelir.

Ama değil işte.
En azından, ben fark ettim.Her şey mümkün değil.Eski sevgiliyle yeniden çıkılmazmış.Yaşayarak test edilmesi lazım değildi, evet ama ben test de ettim.Olmuyor.

Peki, o toz kaplı anı bütünlüğünden nasıl kurtulunur.İşte bunu bende henüz bilmiyorum.Kurtulamadım.Tek yaptığım, elimden geldiğince üstünü kapatmaya çalışmak.

Başarıyor muyum peki?Sanırım başarıyorum ama, arada çıkan rüzgarlar sonucu kötü oluyorum.Ama toparlanırım öyle değil mi?Toparlanmak derken, unutmak değil tabi ki, sadece aldırış etmemek.



25 Eylül 2010 Cumartesi

Kıvılcım yok


Adam haklı..." Ama okuyanları tanıdığını düşünerek içini dökmek pek kolay olmuyor her zaman. Karmaşıklığın nedenini oluşturana söyleyemediğini burdan paylaşmak ağır biraz."

Durum karmaşık.En azından benim için.
İsmimi mi yazmasa mıydım.Belki o zaman hissettiklerimi yazmak daha kolay olurdu.

Kıvılcıma ihtiyacımız var.Ama düşündüm de, madem bekle bekle gelmiyor bu kıvılcım belki yazmaya çalışırsam gelir dedim.

Garip olaylar yaşıyorum bugünler de.

Kafamdakileri anlayabilmek içinde, düşüncelere dalıp gidiyorum genelde.Yolda yürürken, otobüste devamlı dalmış oluyorum.
Anlamadım ki, noluyor bana?Her şeyi sonbahara da bağlamamak lazım.

Salakça kitaplar okuyorum bugünlerde, salakça filmler izliyorum.Aslında salakça değiller ama, içerik olarak...Aşkı anlatan şeyler bu mevsimde iyi gidiyor.Ama dediğim gibi, düşünmek gibi yan etkileri var.Tamam, hiç bir zaman aşkı arayan salak bir kız olmadım ama; bu sıralar aklımı kurcalamıyor dersem bu bir inkar olur.Aklımı kurcalıyorum, düşünüyorum ama anlamadım hala.

Neyse o paragraf olmadı; ama karar verdim.Bugün yazılanları silmek yok.Bugüne kadar yazdıklarımı sildim.Son bir kaç gündür yazıp sildim hep.Ama artık yazılan saçmalıkları yayınlamak lazım.

Kıvılcım

Yazmaya başlamak için kıvılcıma ihtiyaç duyuyoruz bi süredir. Şiir filan yapıştırmak burdan çıktı heralde.
Yazarken kıvılcım beklemek bi derece daha mantıklı geldi nedense. Ama okuyanları tanıdığını düşünerek içini dökmek pek kolay olmuyor her zaman. Karmaşıklığın nedenini oluşturana söyleyemediğini burdan paylaşmak ağır biraz.
Olmadı yine..
Neyse..

24 Eylül 2010 Cuma

Bana Bir Şeyhler Oluyor

BANA BİR ŞEYHLER OLUYOR 'dan alıntıdır.

sen anlat dedi tanrı bana...anlaşılsın diye değil, hiçbir mükafat beklemeden anlat... çünkü bir mükafattır artık bir anlatıcıya doğru düzgün anlaşılmak!
sen anlat dedi...sen sade anlat! umudu hatırlatsın diye umutsuzluğu, çareye yol açsın diye çaresizliği anlat. ders verme dedi kimseye çünkü hoca denmez öğrenmesini bitirene. çırakları olan bir çıraktır usta, olsa olsa...sen anlat dedi bana tanrı, sen sade anlat...


yalnızlık.
her kimliğe doğuştan yazılı tek uğraşıdır insanın bir yaşama sırasında
tek sermayesi, sahip olduğu tek şeydir
kıymetini bilmelidir, dedi.
yalnızdır insan
hep kalabalıklara karışma telaşı bundandır.
kalabalık yalnızlıklar, yalnız kalabalıklar oluşur, şehir şehir ülke ülke.
kalabalık arttıkça artmaktadır yalnızlık da.
insan bir ölümü istemez, bir de ondan beter bir yalnızlığı
ama ikisi de muhakkak gelir başına bir yalnız yaşama sırasında.
ölümün değil ama yalnızlığın bir tek çaresi var, dedi.
tek çaresi aşktır bir yalnız yaşama sırasında nefes almanın
aşk da zaten iki yalnızın ortak bir yalnızlıkta buluşmasıdır, dedi
aşık olun!
gösterin birbirinize yalnızlıklarınızı
nasılsa ayrılık insanın tek kişilik yalnızlığını özlemesi.
sade ölüm değil, ayrılık da yaşamın emri.

evet söyledi
ya da ben duydum
duyduğuma göre elbet bir ses söyledi bu söylendikçe usulen söylenir olan sözleri.
evet duydum söyledi
her duyduğumda ağladım
pek çok ağlayışım sırasında duydum.
kalbim tutanak tuttu duyduklarıma
soruldu, dedi, cevap alındı
yaşamak, dedi, tek marifetiniz -biraz özen gösteriniz.
zulüm kimse zalimlik yapmayınca biter -mazlumlar dahil, dedi.
ama yapmayın, o daha bir çocuk, dedi tanrı.

ya gördüm neyleyim
insanlar vardı duvarın içinde.
ya ben hep duvara konuştum
ya da duvar değil konuştuğum, içinde insanlar var.
nedense beni anlasın istedim içinde insan olan duvarlar.
bilmiyorum,
belki de ben gerçekten delirdim
onlar haklı belki de.
içinde değil duvarların insanlar
sadece arasındalar.


Sevmenin çok az çeşidi vardır gönül raflarında...Birini ya da bir şeyi seversiniz ya da çok seversiniz...ama iş sevmemeye gelince sonsuz seçenek vardır önünüzde: ister gıcık olursunuz ister sinir olursunuz iğrenirsiniz tiksinirsiniz hatta sık sık nefret bile edersiniz ne yazık ne yazık insan sevmeme çeşitlerine harcıyor mesaisinin çoğunu oysa sevin dedi tanrı adı sevgili olanlar bile karşılık istiyor kalbinin atış hızına ben seni seviyorum ama dur bakalım sen de beni benim seni sevdiğim kadar seviyor musun

önce sizi sevmeyenlerden başlayın işe
karşılık istemeden pazarlıksız sevin
sizi seveni de
sevmeyeni de

oysa sevin dedi tanrı.

İzlenmediyse izlenilmelidir bu oyun.
Belki de en güzel kısmını paylaştım şu an ama olsun, izlenmelidir.

22 Eylül 2010 Çarşamba

Tamam, uzatma Ankara, hoşbuldum...

Tamam, karşılama törenlerini kısa keselim.Hoşbuldum...

Sevgili Ankara, benim için fazla ince düşünüp çeşitli karşıla törenleri düzenlemiş.Ve bu berbat günü ona borçluyum.Evet..Gerçekten berbattı.

İlk hediyem:
Sabah 10:45ten öğleden sonra 3e kadar bölümdeydim.Danışmanımı bekledim.Ve yoktu.Onu bekliyordum, çünkü eksik olan derslerimi eklemem için bana yardımcı olmalıydı.Ama yoktu.

Bölümde ki diğer hocalardan, ders ekleme işleminin prosedürünü öğrendim ve sistemin akşam 6da açılacağını söylediler.
Bende zaman geçirmeye karar verdim.

İkinci hediyem:
Bir şekilde 3ten sonrada arkadaşlarımla vakit geçirdim falan...Saat 5gibi kızılay'daydım.Felaket bir yağmur yağdı.Ama ben şortlaydım :C Islandım.Tamam, o sorun değil, ıslanmayı severim ama; kapalı bi yer bulduğum da, durmak zorunda değildi o yağmur.

Üçüncü hediyem:
Eve geldim.Saat 6yı biraz geçiyordu.Hemen bilgisayarımı açtım.Sisteme girmeye çalıştım.Çok yoğundu ama, giremedim.Tekrar denedim, sonra tekrar denedim.Evet, sıkılmadan bayağı bi denedim, tekrar tekrar...Sonunda başardım girmeyi.Ama alamadım o dersleri.

Evet...Almam gereken -Sayfa da "You must take...." şeklinde yazıyor dersem, belki olayın ciddiyetini anlatabilirim- 2dersi, salak bir bilgisayar sistemi yüzünden alamadım.Ciddi ciddi alamadım.Bu nasıl olabilir?Bu derslerden biri benim Introduction dersim.Sadece benim bölümümün alması gerekn bir dersi bile alamıyorum.

Daha salakça olamazdı herhalde.Sanırım, okul her anlamda sınırlarını zorluyor.



21 Eylül 2010 Salı

Etiket

Önsöz:Konu göründüğü kadar depresif değil.
Hani tanımlar vardır, mezar taşına yazılır. e.g. Mr. Magorium, Avid Shoe-Wearer. Kendime bunlardan lazım bi tane, minimum.
Kimi kendini hastalığıyla tanımlar, kimi yaptığı işle, kimi aşkıyla. Hastalığımın olmadığını düşünür, bilgisayar mühendisliğinin paradan fazla pek bişey kazandırmadığını hesaba katarsak 3 olasılıktan geriye kalanı biliyorsunuz.
Eskiden yapmıştım bunu. Sevgilimle tanımlayabiliyordum; beni gören onu, onu gören beni soruyordu. Sonuçta bitti. Yaprak'ın da durumun yakın arkadaşlıktan öteye gitmesine izin vermemekte kararlı duruşundan taviz düşünmediği için, listenin son seçeneği de üzerine kalın bir çizgi yemeye mahkum.
Şuan böyleyim, genel olarak, tanımsız.

19 Eylül 2010 Pazar

Gitmek

Bugünlerde herkes gitmek istiyor.
Küçük bir sahil kasabasına,
bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara...

Hayatından memnun olan yok.
Kiminle konuşsam aynı şey...
Herşeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.

Öyle ''yanına almak istediği üç şey'' falan yok.

Bir kendisi.

Bu yeter zaten.
Herşeyi, herkesi götürdün demektir.
Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.

Ama olmuyor.

Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor.

Yani herşeyi yüzüstü bırakmak göze alınamıyor.

Böyle gidiyor işte.
Bir yanımız ''kalk gidelim'',
öbür yanımız "otur'' diyor.

''Otur'' diyen kazanıyor.
O yan kalabalık zira.
İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,
güvende olma duygusu...

En kötüsü alışkanlık.

Alışkanlığın verdiği rahatlık,
monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.

Kalıyoruz.

Kuş olup uçmak isterken ağaç olup kök salıyoruz.

Evlenmeler...

Bir çocuk daha doğurmalar...

Borçlara girmeler...

İşi büyütmeler...

Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.

Misal, ben...

Kapıdaki Rex'i bırakıp gidemiyorum.
Değil bu şehirden gitmek,
iki sokak öteye taşınamıyorum.
Alıp götürsem gelmez ki.. .

Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında.
Herkes onu, o herkesi seviyor.

Hangi birimizle gitsin?

''Sırtında yumurta küfesi olmak'' diye bir deyim vardır ;
evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin.
Kendi imalatımız küfeler.

Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada.
Ölüm var zira.
Ölüme inat tutunmak lazım.
İnadına kök salmak lazım.

Bari ufak kaçışlar yapabilsek.

Var tabii yapanlar. Ama az.
Sadece kaymak tabakası.
Hepimiz kaçabilsek...
Bütçe, zaman, keyif... Denk olsa.
Gün içinde mesela...
Küçücük gitmeler yapabilsek.

Ne mümkün.

Sabah 09.00, akşam 18.00.

Sonra başka mecburiyetler.

Sıkışıp kaldık.

Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli
bu kadar ağır olmamalı.

Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.

Bir ömür karşılığı bir ömür yani.

Ne saçma.

Bahar mıdır bizi bu hale getiren?

Galiba.

Ben her bahar aşık olmam ama
her bahar gitmek isterim.

Gittiğim olmadı hiç.

Ama olsun... İstemek de güzel.

Alıntı- Marley ve Ben'den


Köpeklerin lüks arabalara ihtiyacı yoktur.
Büyük evlere ya da süslü elbiselere ...
Yemek ve su yeterlidir .
Zengin ya da fakir olmanıza bakmaz.
Zeki veya aptal olmanıza ...
Kalbini size açar.
Kaç tane insan için aynı şeyi söyleyebiliriz?
Kaç kişi size eşsiz olduğunuzu hissettirebilir .
Özel olduğunuzu?
Kaç kişi size sıra dışı olduğunuzu hissettirebilir?


Alıntı- Marley ve Ben

13 Eylül 2010 Pazartesi

Korku


Kötü bir gün...

Hayır, sizin tahmini üzerine konuyu referanduma ya da dünya basketbol şampiyonasına bağlamayı düşünmüyorum.Benim derdim tamamen farklı.Yarın diş hekimine gidiyorum!!! :/ :/

Aslında bir çoğunuz için belki de dişçi..Dişçi ne ya!?!?Bu adam diş mi satıyor :D Tamam, iğrençti :D Ama öyle olmaz.Iı-ı cık , diş hekimi o, doktor adam !

Zor bi gün olacak.Çok korkuyorum desem?
Ağzınızın içine garip bi sürü alet sokuyorlar, hepsi garip ses çıkarıyor, ortamın iğrenç kokusundan bahsetmiyorum bile.Koltuk da garip ki, yanında lavabo olan bi koltuk, oda baştan sakat :/Ağzınızın içinde, kazı-bakım-onarım çalışmaları sürerken, devamlı açık bi ağız.İğrenç bi tat.Gerçekten korkunç!Çektiğiniz acı hediye!!Tüm bunların üstüne para vermenize de, ağız sağlığı deniyor.

Tamam, tüm bunlar gereksiz demiyorum.Ağız sağlığı gerçekten çok önemli.ama bu kadar korku dolu olmak zorunda mı cidden?!?

Yarın diş hekiminde nolcak bilmiyorum :D Ağzımda ki sorun hakkında fikrim bile yok daha, sorun var mı onu da bilmiyorum gerçi.Ama varsa, ötesini düşünmek istemiyorum.Ve sanırım var. :/

12 Eylül 2010 Pazar

Ziyaretçiye açık mektup

Abi geldin madem yandan izleye tıkla, sevinelim; hatta tanış olalım.

8 Eylül 2010 Çarşamba

Sonbahar


Öncelikle belirtmek isterim ki, bu komple bir teşekkür yazısı değildir.Tabi ki, teşekkür edeceğim yerler olacak ama; komple değil.Sayın okuyucu, sabırla oku.İlk olarak "Summer" yazısını, gerçekten beğendim, güzeldi.Ve bu yazı aracılığıyla teşekkür etmek istedim, biraz da olsa.

Bu yaz bana çok şey öğretti.Bir arkadaştan, belki de bir dosttan, nasıl kazık yersini öğrendim ben.Herkes gitse o kalır dediğin adamdan kazık yemek, fena oluyor doğrusu.Ne mutlu bana ki, beni çok iyi tanıyan arkadaşlarım var hala.

Mesela Interlude -evet isim vermemek konusunda çok ısrarcı :C - beni tanıyor.Benim sonbaharı sevdiğimi ve sonbaharda bana n'olduğnu biliyor bu adam.Gerçekten etkilendim.Yine Teoman'a saracak ve gülümsemesi donuklaşacak belki demiş.Haklı :/ Son bikaç gün Adana'daydım da.Otobüsle şehrin içinde ordan oraya giderken, anıları olan sokaklarda dolaşırken, kulaklığımdan gelip, içime dokunan adamdı Teoman.Durup bi düşünmemi sağlayan, sözleri düşürken dalıp gittiğim adamdı.Mesela, "Eylül Akşamı" nı Bülent Ortaçgil düetiyle dinlemek, 17'yi onyedi yaşında dinlemek kadar zevk verdi ,hatta belki daha da fazla. Ortaçgil'in dediği gibi; aynı sabaha uyanırken, kiminle aynı düşü gördüğüm ilk kez aklımı kurcalıyor belki de.
Gülümsemem henüz çok donuk değil açıkçası, gülümsememin donuklaşması için son bir aşama kaldı.Ankara'ya gitmek.Sonbaharın belki de en vurucu darbesi orada çünkü.Adana'da o kadar hüzünlü olamıyor sonbahar, ne kadar melankolik olmaya çalışırsa çalışsın.Ankara şart. :/

Hayattan ne beklentin var ki, eylülden olsun be arkadaşım.
(Şuan bunu okurken yüzünde oluşan wtf ifadesini biliyorum.Bu söylediklerine kendin bile inanmıyorsun diyorsun hatta)
Biliyorum biliyorum.Benim hayattan çok beklentim var.Ama eylülden yok :pPp İkimizde yaşayarak öğrendik ki, eğer hayattan bir şeyi beklersen o şey gelmez.(bknz: Murphy Kanunları) Bu yüzden, hayatın kendisinden bir şey bekle, ama bir kısmından bekleme... (:

Yakın zamanda fotoğraf makineme kavuşacağımı düşünüyorum.Sanırım takvime çok şey borçluyum bu düşünce için :pPp Neyse makinem olunca, bir şekilde birlikte fotoğraf çekmeyi başaracağız.Ne de güzel olur o fotoğraflar . . .

Dedim ya, hayattın kısımlarından beklentim yok, bütününden var.Ama her ne kadar bu kısımlar için beklentim olmasa da; hiçbir şey hayal kurmamı engelleyemez.Belki "bu kızda uçtu, iyice hayalperest oldu" diyorsunuz ama hayır.Sonuçta hayal etmediğin bir şeyi yapamazsın.Hayaller önemlidir, öyle bir an gelir ki onlarsız olmaz...

ekler:

7 Eylül 2010 Salı

Summer

Muhterem Blog,
Yaz bitti.

Hatta bazen küçük serin rüzgarcıklar bile esmeye başladı burada. Bulutlar güneşi örttükçe yaprakların çekici, canlı yeşilleri koyuya dönüyor. Belki de asıl renkleri buydu diye düşündürüyorlar.
Pek bişey yazmıyoruz ama hava değiştikçe sayfanın rengi mevsime, yazılarımızın rengi de sayfanın rengiyle uyuşmaya başayacak. Türküler tekrar Teoman'a saracak, gülümsemesi donuklaşacak belki. Ben de bulurum kendime bişeyler.
Görüleceği üzere pek güzel beklentilerim yok bu eylülden. Doğanın yaşama isteği çekilirken bir fotoğraf makinem olsa hoş olurdu yine de..

5 Eylül 2010 Pazar

Interlude!

Ya biliyorum bunu hep yapıyorum...

Sayın yöneticim Interlude bu yaptığma yine çok kızacak :D Ama napiim, yazılarda zaman aşımına uğrar...

Dün yazdım, ama bugün baktım ki uygun değil.Bi anda gelmiş yazmışım.Öyle hissetmiyorum.Yani; depresif değilim şuan.O yazı bana uygun değildi.

Bi ay önce falanda, fazla melankolik olduğu için bir yazımı silmiştim.Bu da iki olsun.

En azından bir şeyler yazıyorum ki, sonra silebiliyorum. :C (Sen bu ifadeyi iyi biliyorsun interlude! )

Interlude!! Aktifliğini gözden geçirmezsen; bırakıyorum yazmayı. Haberin olsun :/ :/ Çok sevdiğim yazma zevkimi bitirme benim.Yaz bişiler :C

1 Eylül 2010 Çarşamba

17

Bir zamanlar Teoman'ın 17'sini dinlerken 17 bile değildik.Hoş, şimdi de değiliz zaten.(:

Eskiden soldan yaklaşırken 17'ye, şimdi 17'den uzaklaşıyoruz. :/

Ama şarkı hala güzel.Sadece şarkıya eşlik etmek eskisi kadar güzel değil.

23 Ağustos 2010 Pazartesi

Ve Zaman Durdu


Bazen gün içinde aklınız durur zannedersiniz. Bişiler okuyorsanız tam o sırada, daha fazla okuyamazsınız. Biri bir şey anlatıyorsa, daha fazla anlayamazsınız anlatılanı. Durmuştur çünkü. Benim için zamanda böyle artık.

Durdu. Gitmiyor ileri.

Çok daha önce yazmak isterdim. Yazamadım ki! Öyle farklı, harika ve garip hissediyordum ki...Herhangi biriyle paylaşabilirdim hissettiklerimi. Ama buraya yazıp paylaşamadım. Çünkü; konuşurken saçmalamak yazarken saçmalamaktan daha anlaşılabilir bir durum. (Evet farkındayım karmaşık bir cümle oldu.Tekrar oku anlarsın)

Daha önce bahsettiğim gibi, yaz okulundaydım.Geçen cuma bitti, üzülsem mi sevinsem mi karar veremedim aslında.Biliyorum son günlerde çekilmez olmaya başlamıştı.Ama aslında son haftam hiç de öyle kötü değildi.En azından ders dışında bir şey olmuştu ve ben hissetmiştim.

Günden pek emin değilim, sanırım pazartesiydi.Tarih 9Ağustos...Dersten çıkmıştım, telefonda biriyle konuşuyordum ve kütüphanenin önünden geçerken onu gördüm.Sadece görmedim aslında; gördüm ve durdum.Gerçekten birinin beni böylesine etkilemiş olmasına şaşırmıyor değilim, ama bu şaşkınlığın sebebini bulmak bile istemiyorum şu an.Etkilendim, hepsi bu!

Evet evet biliyorum.Yapacak bir şey yok gibi duruyor.Aslında başlarda bana da öyle gelmişti.Ama yapacak şeyler vardı.Bende yaptım.Adını öğrendim.Bunu başardım.Ona ulaşmaya çalıştım ama bunu başaramadım işte.Adıyla kaldım desem tam olur sanırım.Hakkında bir şey bilmediğim ama gerçekten etkilendiğim biri var.

Ona ulaşmaya çalışıyorum.Çalışıyorum ama, başaramıyorum.Şans benden yana değil her zaman olduğu gibi.Aslında ben şansa pek inanmam, insan kendi şansını kendisi yaratırmış.Sadece yaratma konusunda pek yeteneğim yok sanırım.

Peki sonra ne mi oldu?Sanırım kaybettim onu.Beni bu kadar hızlı etkileyen kişiyi, bu kadar hızlı kaybetmek gerçekten sinir bozucu.Bilmiyorum, belki kaybetmedim.Ama ona ulaşamıyorum.Ve ulaşmayı beklemek çok zor.




En azından ders dışında bir şey olmuştu ve ben hissetmiştim.
Ama zaman....

Durdu. Gitmiyor ileri.


10 Ağustos 2010 Salı

EV

2 evdir ev tutmaya çalışyoruz 3 arkadaş. Gördüğümüz ilgi mükemmel. Öğrenci olduğumuzu duyan herkes mutluluktan amuda kalkıp dans etmeye başlıyor.. =/
Dün biz bi ahıra gittik. Merdivensi şeyden üst kata bile çıktık o biçim. Moral bozultu gerçekten tabi.. Onun üzerine odalarından birinde sadece tek sandalyelik yer olan bi mekanda bulundum. Herşey boklaştı bi süre.. Emlakçıya girip ev sorduğumuzda biz burda misafiriz diyen adam var bahçelievlerde. Basın adnan menderes lisesinin az ilerisinde bu dipçik.
Bugün bişeyler buldk, rahatladık. İnsan gibi teklifler aldık. Kendimize geldik relax oldk.

9 Ağustos 2010 Pazartesi

Love Hurts♪♫♪

Bugünlerde Fazla diyecek bir şeyim yok aslında...


Sadece bir şarkı: Incubus-Love Hurts

♪♫♪♪♫♪♪♫ Love hurts...
But sometimes it's a good hurt
And it feels like I'm alive. ♪♫♪♪♫♪♪♫


Sadece merak: bu adamlar şarkıları akıllarıyla yazıyorsa, bizimkiler nereleriyle yazıyor? :D

5 Ağustos 2010 Perşembe

Hata


Yok artık ya!Tekrar vize olmak ne demek?!?!

Gelen kadın, " Herkes hata yapar.Biliyorum ODTÜ'de bu hatalar çok az oluyor.Ama o da size denk geldi.Üzgünüm çocuklar" dedi...Öff ya :/

Zaten okulumun bitmesine, 6gün var.Ve ben bu 6 günde benim ortalamamda 80puanlık öneme sahip günler yaşayacağım.Bence harika!!

Hatasız kul olmazmış...Pehhhh, o hatalı kul bizi bulmasın o zaman! :@

29 Temmuz 2010 Perşembe

Don't look back in anger

İnsan şarkılardan da birşeyler öğrenebilir.

Bakınız Oasis-Don't Look Back in Anger ♫♪♪♫♪♪♫ ve Dinleyiniz.

Nası güzel bir şarkıdır ya!

♫♪♪♫♪♪♫So I start a revolution from my bed
'Cause you said the brains I had went to my head
Step outside, summertime's in bloom
Stand up beside the fireplace
Take that look from off your face
You ain't ever gonna burn my heart out
♫♪♪♫♪♪♫♫♪♪♫♪♪♫

27 Temmuz 2010 Salı

Yalnız kalmak

Yazmak istiyorum ama yazamıyorum :/
Konuşmak istersen demiştin ya, konuşmak isterim . . .

Kafamın içinde milyon tane şey var.Hani biraz sıraya koysam o düşünceleri, mantıklı bir şekilde bir şeyler yazabilirdim.

Tatile gitmeliyim.Ama birileriyle değil, tek başıma.Kafa dinlemek amaçlı hani.
Bi yerlere mi gitsem?!?!Eğer Gözde'yle tatil işi olmazsa, ben kaçar.Amasra'ya falan giderim belki.İstanbul'a giderim, milletle takılırım diyordum ama yok.

Yalnız kalmak öyle kötü bir şey değildir her zaman.

25 Temmuz 2010 Pazar

Bana anlatabilirsin; seni dinlerim.

Evet, kullanıyorlar bunu. Sevgilimden ayrıldım dediğimde bunu duyuyorum hala. Klişenin dibine vurmuşuz anasnı satiym.
Peki çok mu dertsiz duruyorum lan genelde? Niye yani üzülünce beni dinleyebileceklerini söylüyorlar? Söyleyecek bişeyleri olmadığından belki hazır kalıplar deniyorlar; ve yine bu yüzden sadece dinleyebiliyorlar. Gerçi babam gel bara gidek derdim eskiden olsa dedi. ali sami..
Durmadılar da bu raddede. Yalnızım dediğim kzın biri kedin yok mu dedi.. Nesiniz lan?
Koşarak uzaklaşmış olmak istedim bi an.
Kankalardan birinin bu hâle konu olan dişiyle hala konuşuyor, evine gidiyor, evine çağırıyor olması mide bulandırıcı gelmeye başladı. Onunla aramda laf taşıyan bi g.t sadece artık. Her nedense sövmüyorum yüzüne yüzüne.

Ölümünün Korkusu

Aslında gayet sıradan bir akşam geçirmeyi planlıyorduk.Ablamın laptopına filmimizi koyduk, salon koltuklarına yerleştik ve evet film izlemeye hazırdık.

Filmimizin adı "Marley ve Ben".Bilmiyorum neden ama galiba oyuncuların Owen Wilson ve Jennifer Aniston olmasından kaynaklı bir ön seziyle filmin romantik komedi olduğunu düşünüyorduk.Filmin henüz yarısına gelmemiştik ki, Marley'in çiftin filmde aldıkları şirin mi şirin bir labrador olduğunu anladık.Gerçekten güzel bir filmdi.İçinizi bayan romantik komedilerden
değil.Hele ki, filmde ki Marley gibi yaramaz bir köpeğiniz varsa, sanki onu izliyor gibi oluyorsunuz.Benim için öyleydi en azından.Ekranda Rex vardı.Yaşanan olaylara göre zaman zaman Wilson'a zaman zaman da Aniston'a dönüşüyordum.Ama o bizdik.Rex ve ben.

Tam olarak Rex'in büyümesini izledim orada.Yaramazlıkları, söz dinlememesi, umulmadık şeyleri ısırıp parçalaması...Evet o tam olarak benim aşkımdı.Aşkım , evet.Hayatım boyunca, sadece ona aşkım dediğim için o kadar mutluyum ki!Anlatılabilir bir şey değil.

Geldiğinde elime sığıyordu, o kadar şirin, o kadar ufak ve o kadar şişkoydu ki!(: Yürürken göbeği yere değiyordu neredeyse.(: Abartmıyorum, cidden o denliydi!(: Çok minik olduğu için, bahçede kalmıyordu ilk günlerde, benim odamın balkonu onun mekanıydı.Tabi ki, annem uyuduğunda benim odam da onun mekanı oluveriyordu(: Babam bir kaç kez Rex'i odamda yakaladı ama o o kadar tatlıydı ki...Fazla kızamıyordu o da(:
Zamanla benim şişkom büyüdü.Eskiden avucuma sığan köpeğimi artık iki elimle zor kaldırıyordum.Büyüdü, çok yakışıklı oldu.Tabii, cüssesi büyüdükçe yaptığı yaramazlıkların
zaman zaman boyutu da arttı(:
Annem her zaman onu benim şımarttığımı söylüyor.Tamam, olabilir, kabul ediyorum.(: Ama ona karşı sert olamıyorum, o benim kahramanım. Biraz irileşmiş olabilir ama hala bebek o benim için. Annelerin gözünde çocukları hep çocukmuş ya, onun gibi bir şey.Dışarıdan bakan insanlar, "off ne kadar korkunç gözüküyor" falan diyorlar.Bunları duyunca dönüp Rex'e bakıyorum, ve gülüyorum.Bundan 5 sene öncesinde, göbeği neredeyse yere değen şişkodan başkası değil bu diyorum!O bizim yanımızda büyüdü, birlikte büyüdük.Biricik aşkım o benim, kahramanım!


(Bu fotoğraf 2yıl öncesinden- 2008)


Filmde ki Marley de öyleydi işte.Sanki hayatımızın bir değişik versiyonunu izliyordum.Ama tabi ki hayatımızdan biraz daha hızlı ilerliyordu o film.Yıllar geçti...
Wilson ve Aniston'un 3tane çocuğu oldu falan.Ve Marley, o yaşlandı.Zamanla enerjisi gittikçe azaldı.Eskiden yaramazlıklar yapan köpeğe bir durgunluk çöktü.Hastalandı, veterinere götürüldü bir kaç kez.Ve sonunda, Marley öldü... :/

O an durdum işte.



Tüm film boyunca bizi izlediğimizi düşünüyordum ama bu ölüm.Yok olmadı...Rex de mi ölecek?!?!?! Tabi ki de ölecekti! Ne kadar salağım böyle.Hayır ama, yakıştıramıyorum ona.O benim kahramanım, ölemez.
Ve ağlamaya başladım.Alt tarafı bir film diyebilirsiniz.Tam olarak öyle sayılmaz işte!Hayatımın devamlı içinde olan bir tarafını -hatta o kadar içinde ki çoğu zaman unuttuğum tarafını- gösterdi film bana.Benim de bir köpeğim var, ve yaşlanıyor, ve bir süre sonra ölecek.
Ocak ayında 6yaşına girecek.Rex ile geçmiş 6sene.Babamın onu kucağıma verdiği günü hatırlıyorum.Şimdi burada bir gün öleceğini konuşmak acı veriyor...Ben onu hala çok seviyorum, öldükten sonra da böyle olmaya devam edecek.

Aslında içime dokunan tarafı bu değil.Yani tüm bunlar, canımı yakıyor evet ama.Rex'in ölümünde beni yıkacak olan taraf şu ki, o öldüğünde ben yanında büyük bir ihtimal olamayacağım.Annemlerden gelen bir telefon ve o öldü.Bu mu yani?!?!?!Kahramanım böyle mi ölecek?Onu en son gördüğümden beri kaç ay geçmiş olacak.Telefonda yığılıp kalmam umarım... :/ O anı nasıl yaşarım bilmiyorum.Rex'in ölecek olması... Bu gerçekten canımı sıkıyor işte.





Seni seviyorum aşkım...Hep biricik yakışıklım olacaksın!

24 Temmuz 2010 Cumartesi

fizy.com

"http://fizy.com"

Bu siteyi kim akıl ettiyse, burdan kucak dolusu tebrik gönderiyorum.(: Eminim o da benim tebriklerimi bekliyordu zaten :D Fizy son aylarda ki yeni gözdem.Maalesef onu bu denli geç keşfetmiş olmanın verdiği hüznü taşıyorum :D Ama en azından keşfettim (:Keşfetmeyen varsa, duyurulur (:

Ama gerçekten bir teknoloji harikası! Bi şarkı indirmek için onu Limewire'dan indirmek çok eskide kaldı!(: Tamam Limewire'nin tasarımcısını da es geçmeyelim, sonuçta yıllarca onu da kullandık.Evet, onu da tebrik ediyorum :D Ama kabul etsin ki, Fizy çok başka :D :D