26 Aralık 2010 Pazar
Başlıksız vol.9
24 Aralık 2010 Cuma
♫♪♪♫♪
21 Aralık 2010 Salı
Eski Dost
17 Aralık 2010 Cuma
Belle
Güzel,*
Bu kelime onun için bulunmuş gibi.
Bedenini göstererek dans ettiği zaman, sanki
Uçmaya hazır bir kuş, kanatlarını aralıyor.
Sonra Cehennem ayaklarımın altında açılıyor
Bakışlarım onun Çingene elbisesine düşünce
Dua etmek ne yarar sağlar şimdi, Meryem’e?
Kim,
Atacak olan ona ilk taşı?
Hak etmez yaşamayı!
Ah Lucifer!
İzin ver, yalnız bir defa
Gezdirmeme parmaklarımı Esmeralda’nın saçlarında
(Frolo)
Güzel,
O şeytanın vücut bulmuş hali mi?
Gözlerimi sonsuz Efendi’den almak için geldi
İçime bu bedensel arzuyu yerleştirdi
Engellemek için görmemi Cenneti.
İlk Günah’ı taşıyor vücudu
Onu arzulamak beni yapar mı bir suçlu?
O,
Fahişe olarak gördüğümüz bir kız, şimdi
Birden taşıyor insanlığın haçını sanki
Ah Meryem
İzin ver sadece bir kere, açmamı
Esmeralda’nın bahçesinin kapısını.
( Phoebus )
Güzel,
Onun büyük gözleri seni büyülemiş olsa bile
Olabilir mi hala bir bakire?
Hareketlerinde gördüğümde dağları
Ve mucizeleri
Sevgilim, müsaade et sadakatsizliği
Hangi erkek bakışlarını çevirebilir ki ondan,
Tuz sütununa dönmekten korkusuna rağmen?
Ah Fleur-de-lis!
İnançlı bir adam değilim ben
Ve gidip toplayacağım Esmeralda’nın gül bahçesinden
(Quasimodo-Frolo-Poebus)
A quoi me sert encore de prier Notre-Dame
Est celui qui lui jettera la première pierre
O Lucifer !
Glisser mes doigts dans les cheveux d'Esméralda
15 Aralık 2010 Çarşamba
Kral...
Başlıksız vol.8
11 Aralık 2010 Cumartesi
"Oha kız counter oynamış"
Anlamsız
9 Aralık 2010 Perşembe
Başlıksız vol.7
7 Aralık 2010 Salı
Sonbahar...
arkalarında doldurulması
mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.
dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,
en güzel yerde başlatılsaydı eğer.
utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer
yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.
korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.
o kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.
daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.
belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.
çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.
yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.
düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.
su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.
rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.
o büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.
o kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.
bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.
kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.
anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.
uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.
issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.
yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.
inanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de,
kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer.
Beklenti
6 Aralık 2010 Pazartesi
5 Aralık 2010 Pazar
Başlıksız vol.6
2 Aralık 2010 Perşembe
29 Kasım 2010 Pazartesi
Başlıksız vol.5
28 Kasım 2010 Pazar
Başlıksız vol.4
26 Kasım 2010 Cuma
Yusuf
25 Kasım 2010 Perşembe
Deniz
Nefes nefeseyim, galiba koşmuşum..
Günlerdir böyle durum. Memento'dan fırlamışım sanki. Bazen bi ayılıp çeplerimi kontrol etmem gerekiyor. Konuşurken dudaklarımı kontol etmediğimi farketmek çok garip gelirdi hep. Artık farketsem de devam ediyorlar. Bir bakıyorum konserdeyim, ya da otobüste eve gidiyorum. Kitabın ortasına gelmişim ya da sınavdayım kalem oynatamıyorum.
Hamlelerim öngörülebilir oldu, bir tek ben göremiyorum. Yüzüyorum işte öylesine. Gidecek biyerim, gitsem gerçekleştirecek bir hayalim yok. Kuracak zamanım olmadığını düşünyorum zavallıca. Herkesleştim sanırım, aptallaştım. Herkesten iğrenip aptal olduklarını düşünen ben artık bu haldeyim. Belki sadece az uyuduğumdan.
İstanbul'a bok atmaya bile başladım finalde. Sevgilime tercih ettiğim şehre bile düşmanlaştım romantikleştirirsek. Savaşıyorum her sabah. Tatlı tatlı havasını solumadım haftalardır. Deniz artık dinginlik değil alışılmışlık fısıldıyor. Sesleri duymuyorum, günleri saymıyorum. Kayboldum...
24 Kasım 2010 Çarşamba
Yağmur
23 Kasım 2010 Salı
Yumak
Dört yapraklı yonca
21 Kasım 2010 Pazar
Korkuyor muyum?
19 Kasım 2010 Cuma
Başlıksız vol.3
17 Kasım 2010 Çarşamba
Başlıksız vol.2
15 Kasım 2010 Pazartesi
Bahar?
11 Kasım 2010 Perşembe
Başlıksız
10 Kasım 2010 Çarşamba
alıntı demeti
intihar edenlerin
cehenneme gideceği konusunda
kainatın yaratılışına
katılmaktan bıktığımda ruhum
intihar edeceğim bende
denenmemiş bir yolla
ben ateist değilim, babasıymış gibi
tanrı’ya küsen bir çocuğum
eğer tanrı intihar edenleri ve nietche’yi
cehenneme gönderirse
cehennemde yanmayı tercih ederim bende
tanrı’nın hayal gücünü beğenmiyorum
ben tanrı olsam
peygamberler göndermez
direkt konuşurdum insanlarla
ben tanrı olsam intihar ederdim
insanlarla birlikte
acı çekmeyi öğrenemediğim için
7 Kasım 2010 Pazar
Telefon
23 Ekim 2010 Cumartesi
18 Ekim 2010 Pazartesi
Silinmemek üzere yazılan paragraflar dizisi-4
16 Ekim 2010 Cumartesi
Nayır
15 Ekim 2010 Cuma
yorgunluk
13 Ekim 2010 Çarşamba
Mutlu
12 Ekim 2010 Salı
Uyanıklık. :/
8 Ekim 2010 Cuma
sen yoksun
deniz yok
yıldızlar arkadaşım
ya bu gece harika bir şeyler olsun
yahut bir bomba gibi
infilak edecek başım
ağzımda eski mısralar uzanıp kalmışım
istanbul, minareler odamda gibi
gökyüzü temiz ve parlak
işte kolkola girmiş en mesut günlerimiz
muhalif bir rüzgar karşı sahilden
fosforlu ışıklarıyla gökyüzü bir deniz
havada kanat seslerive çılgın kokular
deniz yok
yıldızlar uzaklaşıyor
ben yine yalnız kalıyorum
istanbul, minareler kaybolmuş
sen yoksun
Atila İLHAN
Uyku
Yeni kayıt
İstanbuldayım sonunda. Sonbahardayız gayet; üstelik fotoğraf makinem var. Klişe "başka bişey isteseydim keşke" yönündedir, ama şayet pişman değilim ben fotoğraf makinemin olmasından dolayı.. İsteğinin gerçekleşmesi durumunda bile mutsuzluğa pay çıkartmaya isyanım var arkadaş!
Türküler anlatmış derdini. Kalabalıkta yalnızlık gibisinden tanıdık bi hüzün. Çoğumuz böyleyiz sanırım. Kimi saklıyor bunu, kimi kimi reddediyor, kimi kabulleniyor, kimi umursamıyor. Blog arkadaşımı güruhtan ayıran kısım Türküler'in "e)hepsi" diyebilmiş olması.
7 Ekim 2010 Perşembe
Silinmemek üzere yazılan paragraflar dizisi-3
4 Ekim 2010 Pazartesi
Silinmemek üzere yazılan paragraflar dizisi-2
27 Eylül 2010 Pazartesi
Interlude'2
26 Eylül 2010 Pazar
Silinmemek üzere yazılan paragraflar dizisi-1
25 Eylül 2010 Cumartesi
Kıvılcım yok
Kıvılcım
Yazarken kıvılcım beklemek bi derece daha mantıklı geldi nedense. Ama okuyanları tanıdığını düşünerek içini dökmek pek kolay olmuyor her zaman. Karmaşıklığın nedenini oluşturana söyleyemediğini burdan paylaşmak ağır biraz.
Olmadı yine..
Neyse..
24 Eylül 2010 Cuma
Bana Bir Şeyhler Oluyor
yalnızlık.
her kimliğe doğuştan yazılı tek uğraşıdır insanın bir yaşama sırasında
tek sermayesi, sahip olduğu tek şeydir
kıymetini bilmelidir, dedi.
yalnızdır insan
hep kalabalıklara karışma telaşı bundandır.
kalabalık yalnızlıklar, yalnız kalabalıklar oluşur, şehir şehir ülke ülke.
kalabalık arttıkça artmaktadır yalnızlık da.
insan bir ölümü istemez, bir de ondan beter bir yalnızlığı
ama ikisi de muhakkak gelir başına bir yalnız yaşama sırasında.
ölümün değil ama yalnızlığın bir tek çaresi var, dedi.
tek çaresi aşktır bir yalnız yaşama sırasında nefes almanın
aşk da zaten iki yalnızın ortak bir yalnızlıkta buluşmasıdır, dedi
aşık olun!
gösterin birbirinize yalnızlıklarınızı
nasılsa ayrılık insanın tek kişilik yalnızlığını özlemesi.
sade ölüm değil, ayrılık da yaşamın emri.
evet söyledi
ya da ben duydum
duyduğuma göre elbet bir ses söyledi bu söylendikçe usulen söylenir olan sözleri.
evet duydum söyledi
her duyduğumda ağladım
pek çok ağlayışım sırasında duydum.
kalbim tutanak tuttu duyduklarıma
soruldu, dedi, cevap alındı
yaşamak, dedi, tek marifetiniz -biraz özen gösteriniz.
zulüm kimse zalimlik yapmayınca biter -mazlumlar dahil, dedi.
ama yapmayın, o daha bir çocuk, dedi tanrı.
ya gördüm neyleyim
insanlar vardı duvarın içinde.
ya ben hep duvara konuştum
ya da duvar değil konuştuğum, içinde insanlar var.
nedense beni anlasın istedim içinde insan olan duvarlar.
bilmiyorum,
belki de ben gerçekten delirdim
onlar haklı belki de.
içinde değil duvarların insanlar
sadece arasındalar.
Sevmenin çok az çeşidi vardır gönül raflarında...Birini ya da bir şeyi seversiniz ya da çok seversiniz...ama iş sevmemeye gelince sonsuz seçenek vardır önünüzde: ister gıcık olursunuz ister sinir olursunuz iğrenirsiniz tiksinirsiniz hatta sık sık nefret bile edersiniz ne yazık ne yazık insan sevmeme çeşitlerine harcıyor mesaisinin çoğunu oysa sevin dedi tanrı adı sevgili olanlar bile karşılık istiyor kalbinin atış hızına ben seni seviyorum ama dur bakalım sen de beni benim seni sevdiğim kadar seviyor musun
önce sizi sevmeyenlerden başlayın işe
karşılık istemeden pazarlıksız sevin
sizi seveni de
sevmeyeni de
oysa sevin dedi tanrı.
22 Eylül 2010 Çarşamba
Tamam, uzatma Ankara, hoşbuldum...
21 Eylül 2010 Salı
Etiket
Hani tanımlar vardır, mezar taşına yazılır. e.g. Mr. Magorium, Avid Shoe-Wearer. Kendime bunlardan lazım bi tane, minimum.
Kimi kendini hastalığıyla tanımlar, kimi yaptığı işle, kimi aşkıyla. Hastalığımın olmadığını düşünür, bilgisayar mühendisliğinin paradan fazla pek bişey kazandırmadığını hesaba katarsak 3 olasılıktan geriye kalanı biliyorsunuz.
Eskiden yapmıştım bunu. Sevgilimle tanımlayabiliyordum; beni gören onu, onu gören beni soruyordu. Sonuçta bitti. Yaprak'ın da durumun yakın arkadaşlıktan öteye gitmesine izin vermemekte kararlı duruşundan taviz düşünmediği için, listenin son seçeneği de üzerine kalın bir çizgi yemeye mahkum.
Şuan böyleyim, genel olarak, tanımsız.
19 Eylül 2010 Pazar
Gitmek
Küçük bir sahil kasabasına,
bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara...
Hayatından memnun olan yok.
Kiminle konuşsam aynı şey...
Herşeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.
Öyle ''yanına almak istediği üç şey'' falan yok.
Bir kendisi.
Bu yeter zaten.
Herşeyi, herkesi götürdün demektir.
Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
Ama olmuyor.
Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor.
Yani herşeyi yüzüstü bırakmak göze alınamıyor.
Böyle gidiyor işte.
Bir yanımız ''kalk gidelim'',
öbür yanımız "otur'' diyor.
''Otur'' diyen kazanıyor.
O yan kalabalık zira.
İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,
güvende olma duygusu...
En kötüsü alışkanlık.
Alışkanlığın verdiği rahatlık,
monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.
Kalıyoruz.
Kuş olup uçmak isterken ağaç olup kök salıyoruz.
Evlenmeler...
Bir çocuk daha doğurmalar...
Borçlara girmeler...
İşi büyütmeler...
Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.
Misal, ben...
Kapıdaki Rex'i bırakıp gidemiyorum.
Değil bu şehirden gitmek,
iki sokak öteye taşınamıyorum.
Alıp götürsem gelmez ki.. .
Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında.
Herkes onu, o herkesi seviyor.
Hangi birimizle gitsin?
''Sırtında yumurta küfesi olmak'' diye bir deyim vardır ;
evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin.
Kendi imalatımız küfeler.
Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada.
Ölüm var zira.
Ölüme inat tutunmak lazım.
İnadına kök salmak lazım.
Bari ufak kaçışlar yapabilsek.
Var tabii yapanlar. Ama az.
Sadece kaymak tabakası.
Hepimiz kaçabilsek...
Bütçe, zaman, keyif... Denk olsa.
Gün içinde mesela...
Küçücük gitmeler yapabilsek.
Ne mümkün.
Sabah 09.00, akşam 18.00.
Sonra başka mecburiyetler.
Sıkışıp kaldık.
Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli
bu kadar ağır olmamalı.
Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.
Bir ömür karşılığı bir ömür yani.
Ne saçma.
Bahar mıdır bizi bu hale getiren?
Galiba.
Ben her bahar aşık olmam ama
her bahar gitmek isterim.
Gittiğim olmadı hiç.
Ama olsun... İstemek de güzel.
Alıntı- Marley ve Ben'den
Büyük evlere ya da süslü elbiselere ...
Yemek ve su yeterlidir .
Zengin ya da fakir olmanıza bakmaz.
Zeki veya aptal olmanıza ...
Kalbini size açar.
Kaç tane insan için aynı şeyi söyleyebiliriz?
Kaç kişi size eşsiz olduğunuzu hissettirebilir .
Özel olduğunuzu?
Kaç kişi size sıra dışı olduğunuzu hissettirebilir?
16 Eylül 2010 Perşembe
13 Eylül 2010 Pazartesi
Korku
12 Eylül 2010 Pazar
Ziyaretçiye açık mektup
8 Eylül 2010 Çarşamba
Sonbahar
7 Eylül 2010 Salı
Summer
Yaz bitti.
Hatta bazen küçük serin rüzgarcıklar bile esmeye başladı burada. Bulutlar güneşi örttükçe yaprakların çekici, canlı yeşilleri koyuya dönüyor. Belki de asıl renkleri buydu diye düşündürüyorlar.
Pek bişey yazmıyoruz ama hava değiştikçe sayfanın rengi mevsime, yazılarımızın rengi de sayfanın rengiyle uyuşmaya başayacak. Türküler tekrar Teoman'a saracak, gülümsemesi donuklaşacak belki. Ben de bulurum kendime bişeyler.
Görüleceği üzere pek güzel beklentilerim yok bu eylülden. Doğanın yaşama isteği çekilirken bir fotoğraf makinem olsa hoş olurdu yine de..
5 Eylül 2010 Pazar
Interlude!
1 Eylül 2010 Çarşamba
17
26 Ağustos 2010 Perşembe
Öeah!
Forced perspective denen enteresan bi olay
23 Ağustos 2010 Pazartesi
Ve Zaman Durdu
10 Ağustos 2010 Salı
EV
Dün biz bi ahıra gittik. Merdivensi şeyden üst kata bile çıktık o biçim. Moral bozultu gerçekten tabi.. Onun üzerine odalarından birinde sadece tek sandalyelik yer olan bi mekanda bulundum. Herşey boklaştı bi süre.. Emlakçıya girip ev sorduğumuzda biz burda misafiriz diyen adam var bahçelievlerde. Basın adnan menderes lisesinin az ilerisinde bu dipçik.
Bugün bişeyler buldk, rahatladık. İnsan gibi teklifler aldık. Kendimize geldik relax oldk.
9 Ağustos 2010 Pazartesi
Love Hurts♪♫♪
But sometimes it's a good hurt
And it feels like I'm alive. ♪♫♪♪♫♪♪♫
5 Ağustos 2010 Perşembe
Hata
29 Temmuz 2010 Perşembe
Don't look back in anger
Step outside, summertime's in bloom
Stand up beside the fireplace
Take that look from off your face
You ain't ever gonna burn my heart out ♫♪♪♫♪♪♫♫♪♪♫♪♪♫
27 Temmuz 2010 Salı
Yalnız kalmak
26 Temmuz 2010 Pazartesi
25 Temmuz 2010 Pazar
Bana anlatabilirsin; seni dinlerim.
Peki çok mu dertsiz duruyorum lan genelde? Niye yani üzülünce beni dinleyebileceklerini söylüyorlar? Söyleyecek bişeyleri olmadığından belki hazır kalıplar deniyorlar; ve yine bu yüzden sadece dinleyebiliyorlar. Gerçi babam gel bara gidek derdim eskiden olsa dedi. ali sami..
Durmadılar da bu raddede. Yalnızım dediğim kzın biri kedin yok mu dedi.. Nesiniz lan?
Koşarak uzaklaşmış olmak istedim bi an.
Kankalardan birinin bu hâle konu olan dişiyle hala konuşuyor, evine gidiyor, evine çağırıyor olması mide bulandırıcı gelmeye başladı. Onunla aramda laf taşıyan bi g.t sadece artık. Her nedense sövmüyorum yüzüne yüzüne.
Ölümünün Korkusu
(Bu fotoğraf 2yıl öncesinden- 2008)
