29 Temmuz 2010 Perşembe

Don't look back in anger

İnsan şarkılardan da birşeyler öğrenebilir.

Bakınız Oasis-Don't Look Back in Anger ♫♪♪♫♪♪♫ ve Dinleyiniz.

Nası güzel bir şarkıdır ya!

♫♪♪♫♪♪♫So I start a revolution from my bed
'Cause you said the brains I had went to my head
Step outside, summertime's in bloom
Stand up beside the fireplace
Take that look from off your face
You ain't ever gonna burn my heart out
♫♪♪♫♪♪♫♫♪♪♫♪♪♫

27 Temmuz 2010 Salı

Yalnız kalmak

Yazmak istiyorum ama yazamıyorum :/
Konuşmak istersen demiştin ya, konuşmak isterim . . .

Kafamın içinde milyon tane şey var.Hani biraz sıraya koysam o düşünceleri, mantıklı bir şekilde bir şeyler yazabilirdim.

Tatile gitmeliyim.Ama birileriyle değil, tek başıma.Kafa dinlemek amaçlı hani.
Bi yerlere mi gitsem?!?!Eğer Gözde'yle tatil işi olmazsa, ben kaçar.Amasra'ya falan giderim belki.İstanbul'a giderim, milletle takılırım diyordum ama yok.

Yalnız kalmak öyle kötü bir şey değildir her zaman.

25 Temmuz 2010 Pazar

Bana anlatabilirsin; seni dinlerim.

Evet, kullanıyorlar bunu. Sevgilimden ayrıldım dediğimde bunu duyuyorum hala. Klişenin dibine vurmuşuz anasnı satiym.
Peki çok mu dertsiz duruyorum lan genelde? Niye yani üzülünce beni dinleyebileceklerini söylüyorlar? Söyleyecek bişeyleri olmadığından belki hazır kalıplar deniyorlar; ve yine bu yüzden sadece dinleyebiliyorlar. Gerçi babam gel bara gidek derdim eskiden olsa dedi. ali sami..
Durmadılar da bu raddede. Yalnızım dediğim kzın biri kedin yok mu dedi.. Nesiniz lan?
Koşarak uzaklaşmış olmak istedim bi an.
Kankalardan birinin bu hâle konu olan dişiyle hala konuşuyor, evine gidiyor, evine çağırıyor olması mide bulandırıcı gelmeye başladı. Onunla aramda laf taşıyan bi g.t sadece artık. Her nedense sövmüyorum yüzüne yüzüne.

Ölümünün Korkusu

Aslında gayet sıradan bir akşam geçirmeyi planlıyorduk.Ablamın laptopına filmimizi koyduk, salon koltuklarına yerleştik ve evet film izlemeye hazırdık.

Filmimizin adı "Marley ve Ben".Bilmiyorum neden ama galiba oyuncuların Owen Wilson ve Jennifer Aniston olmasından kaynaklı bir ön seziyle filmin romantik komedi olduğunu düşünüyorduk.Filmin henüz yarısına gelmemiştik ki, Marley'in çiftin filmde aldıkları şirin mi şirin bir labrador olduğunu anladık.Gerçekten güzel bir filmdi.İçinizi bayan romantik komedilerden
değil.Hele ki, filmde ki Marley gibi yaramaz bir köpeğiniz varsa, sanki onu izliyor gibi oluyorsunuz.Benim için öyleydi en azından.Ekranda Rex vardı.Yaşanan olaylara göre zaman zaman Wilson'a zaman zaman da Aniston'a dönüşüyordum.Ama o bizdik.Rex ve ben.

Tam olarak Rex'in büyümesini izledim orada.Yaramazlıkları, söz dinlememesi, umulmadık şeyleri ısırıp parçalaması...Evet o tam olarak benim aşkımdı.Aşkım , evet.Hayatım boyunca, sadece ona aşkım dediğim için o kadar mutluyum ki!Anlatılabilir bir şey değil.

Geldiğinde elime sığıyordu, o kadar şirin, o kadar ufak ve o kadar şişkoydu ki!(: Yürürken göbeği yere değiyordu neredeyse.(: Abartmıyorum, cidden o denliydi!(: Çok minik olduğu için, bahçede kalmıyordu ilk günlerde, benim odamın balkonu onun mekanıydı.Tabi ki, annem uyuduğunda benim odam da onun mekanı oluveriyordu(: Babam bir kaç kez Rex'i odamda yakaladı ama o o kadar tatlıydı ki...Fazla kızamıyordu o da(:
Zamanla benim şişkom büyüdü.Eskiden avucuma sığan köpeğimi artık iki elimle zor kaldırıyordum.Büyüdü, çok yakışıklı oldu.Tabii, cüssesi büyüdükçe yaptığı yaramazlıkların
zaman zaman boyutu da arttı(:
Annem her zaman onu benim şımarttığımı söylüyor.Tamam, olabilir, kabul ediyorum.(: Ama ona karşı sert olamıyorum, o benim kahramanım. Biraz irileşmiş olabilir ama hala bebek o benim için. Annelerin gözünde çocukları hep çocukmuş ya, onun gibi bir şey.Dışarıdan bakan insanlar, "off ne kadar korkunç gözüküyor" falan diyorlar.Bunları duyunca dönüp Rex'e bakıyorum, ve gülüyorum.Bundan 5 sene öncesinde, göbeği neredeyse yere değen şişkodan başkası değil bu diyorum!O bizim yanımızda büyüdü, birlikte büyüdük.Biricik aşkım o benim, kahramanım!


(Bu fotoğraf 2yıl öncesinden- 2008)


Filmde ki Marley de öyleydi işte.Sanki hayatımızın bir değişik versiyonunu izliyordum.Ama tabi ki hayatımızdan biraz daha hızlı ilerliyordu o film.Yıllar geçti...
Wilson ve Aniston'un 3tane çocuğu oldu falan.Ve Marley, o yaşlandı.Zamanla enerjisi gittikçe azaldı.Eskiden yaramazlıklar yapan köpeğe bir durgunluk çöktü.Hastalandı, veterinere götürüldü bir kaç kez.Ve sonunda, Marley öldü... :/

O an durdum işte.



Tüm film boyunca bizi izlediğimizi düşünüyordum ama bu ölüm.Yok olmadı...Rex de mi ölecek?!?!?! Tabi ki de ölecekti! Ne kadar salağım böyle.Hayır ama, yakıştıramıyorum ona.O benim kahramanım, ölemez.
Ve ağlamaya başladım.Alt tarafı bir film diyebilirsiniz.Tam olarak öyle sayılmaz işte!Hayatımın devamlı içinde olan bir tarafını -hatta o kadar içinde ki çoğu zaman unuttuğum tarafını- gösterdi film bana.Benim de bir köpeğim var, ve yaşlanıyor, ve bir süre sonra ölecek.
Ocak ayında 6yaşına girecek.Rex ile geçmiş 6sene.Babamın onu kucağıma verdiği günü hatırlıyorum.Şimdi burada bir gün öleceğini konuşmak acı veriyor...Ben onu hala çok seviyorum, öldükten sonra da böyle olmaya devam edecek.

Aslında içime dokunan tarafı bu değil.Yani tüm bunlar, canımı yakıyor evet ama.Rex'in ölümünde beni yıkacak olan taraf şu ki, o öldüğünde ben yanında büyük bir ihtimal olamayacağım.Annemlerden gelen bir telefon ve o öldü.Bu mu yani?!?!?!Kahramanım böyle mi ölecek?Onu en son gördüğümden beri kaç ay geçmiş olacak.Telefonda yığılıp kalmam umarım... :/ O anı nasıl yaşarım bilmiyorum.Rex'in ölecek olması... Bu gerçekten canımı sıkıyor işte.





Seni seviyorum aşkım...Hep biricik yakışıklım olacaksın!

24 Temmuz 2010 Cumartesi

fizy.com

"http://fizy.com"

Bu siteyi kim akıl ettiyse, burdan kucak dolusu tebrik gönderiyorum.(: Eminim o da benim tebriklerimi bekliyordu zaten :D Fizy son aylarda ki yeni gözdem.Maalesef onu bu denli geç keşfetmiş olmanın verdiği hüznü taşıyorum :D Ama en azından keşfettim (:Keşfetmeyen varsa, duyurulur (:

Ama gerçekten bir teknoloji harikası! Bi şarkı indirmek için onu Limewire'dan indirmek çok eskide kaldı!(: Tamam Limewire'nin tasarımcısını da es geçmeyelim, sonuçta yıllarca onu da kullandık.Evet, onu da tebrik ediyorum :D Ama kabul etsin ki, Fizy çok başka :D :D

19 Temmuz 2010 Pazartesi

Foto

Hani herşey bi kenara da, fotoğrafları silmeli mi saklamalı mı?

Üşengeçlik


Ne kadar üşengecim ben böyle. :D Bi insan ödev yapmaya ne kadar üşenirse o kadar üşeniyorum işte.Masa başına oturup devamlı kalkma evresine bile gelemedim.Daha masa başına oturamadım ki! :D Otursam kalkarım ama ondan şüphem yok ama :D

Yaz okulu gibi bir fantazinin yarattığı etkiyi yavaş yavaş hissediyorum sanırım.Başlarda çok sıkılmıyordum falan ama, artık sıkılmaya başladım.2 hafta geçti, 3. haftamdayım.Daha bitmesine çok var ama ya.13 ağustos çok uzak geliyor bana şuan.

Ama neyse ki, sonrasın beni bekleyen bir tatil var.Çok eğleneceğimizi -ben ve Gözde- biliyorum.
Bu hafta içinde rezervasyonumuzu yaptırcam.Çok güzel olacaaak :D Yani umarım. (:

Al işte.Yine tatil hayali kurarken buluverdim kendimi. :D Ders çalışmam lazım ya, dağ gibi ödev birikti.Okumak zor iş ya :D

18 Temmuz 2010 Pazar

"Interlude" kontörüm yok ya, mesajına cevap veremedim..Umarım buraya bi ara bakarsın...
Üff, devamlı diyorum kontör alıcam diye, yine unutuyorum, yine almıyorum falan filan.. :/
Tamam tamam bu sefer alıcam :D

Tamam ya bende biliyorum artık kontör alınmıyor, TL oldu o.
TL yükletecem işte, anladın sen :D .Neyse, özlerinde aynılar sonuçta (;

Ayrılık sonrası

Şu ilişkiye ikinci şansı verme olayı, off...
Hiç bulaşılmaması gereken bir şeymiş meğersem.Bıraksaydık keşke öyle.
Geçen sene ÖSS ile ayrılmış olarak kalsaydık hep.Mantıklı bir kararla ayrılmış olurduk.Farklı şehirlerden yürütmeye çalışmazdık böyle.Hoş, farklı şehirlerden o yürütmeye çalışmadı zaten.Bu tamamen benim verdiğim bir uğraştı.Olmadı zaten.Yapamadık işte, taşıyamadık.

Peki, üzgün müyüm?!?!?Bilmiyorum.Değilim sanırım.Garip hissediyorum evet.Ama hissettiğim garip hislerin içinde üzüntü yok.Birazcık rahatlık sanırım.Kendimi kapana kısılmış gibi hissediyordum, artık değilim.Sevgilimi kaybetmedim ki ben şimdi!Telefonda -sadece mesajla- hesap verdiğim kişiyi kaybettim.İçim acımıyor hayır.Bu acı değil.Alışkanlığımı bıraktım sadece.Kimseye hesap vermiyorum artık.Tamam, belki telefonuma devamlı mesaj gelmiyor artık ama böylesi daha iyi.Çünkü cevap vermek istemeyeceğim mesajlarda yok artık.Öff neden bu çocuk beni hiç aramıyor demiyorum artık.Onu düşünürken içim daralmıyor, içim acımıyor artık.Sonu gelmeyen üzücü düşüncelere dalmıyorum artık.

Tabi ki hayatım bu ayrılıkla birlikte simsiyahlıktan toz pembeliğe terfi etmedi.Ama en azından simsiyahlıktan kurtuldum ve renklenmeye başladım.Çok mutlu değilim belki, ama artık üzgün de değilim.Çok fazla ders çıkardım ben bu yaşadıklarımdan.

"Gitarın yanında ki mızıka sesi"ne dikkat etmek lazımmış. ♪ ♫ ♪ ♪ ♫ ♪



14 Temmuz 2010 Çarşamba

Başlıksızlık

Garip bir şekilde son bir kaç yazıma başlık yazmıyorum?!?! Neden böyle saçma bir uygulamaya gittim acaba? :/

Kimlikler

Bugünler de artık herkesin bir blogu var.Bir sürü insan çeşidi olduğundan bir sürü de blog açma sebebi var.En başında -ilk post'da- dedim ki "Sadece sesimizi duyurmak istersek eğer, bizi kaç kişi duyar diye merak ettik"...Evet, bizim amacımız buydu.Sayın yöneticim Interlude ile bu ortak amaçla kurduk.Her ne kadar ortak amacımız olsa da, bizim aramızda da zıtlıklar çıkabiliyor tabi.
Bloga fotoğrafımızı koymalı mıyız üzerine yapılan bir konuşma şöyle gelişti mesela.
Bakınız:

Ben:
*ya mesela sende adını yazsan,
*birlikte güzel bi foto çekiniriz
*onu da koyarız falan
Interlude:
*bloglarda öyle olmaz ki
*nasıl olduğunla
*adınla
*görüntünle öne çıkmazsın
*sadece düşüncelerinlesindir
*karşındaki sadece davranışların ve söylemlerinle bilir
*bu yüzden tuttu bu kadar blog işi
Ben:
*benim blogdan anladığım
*web günlüğü
*ve bende günlüğüme hissettiklerimi yazarım
*ve onları yazıyorum bloga
*ve insanlar benim kim olduğumu bilmeli

Sizlere sunuyorum bu konuşmayı işte.Eğer okuyorsanız ama yorum yazmıyorsanız, bu post'a yorum yazın ki bilelim.Yok eğer henüz sesimizi duymuyorsanız, o zaman sesimizi duyduğunuzda bunu bize bildirin...

13 Temmuz 2010 Salı

Tutamaç

Çok ilginç şeymiş sap kalmak. Ama birlikteyken de pek birlikte sayılmazmışız ki. Herhangi başka birisinden daha yakın, daha sevgili değilmiş sevgilim. Körmüşüm, ya da öyleymiş gibiymişim.
Post-breakup crysis yaşamadım da tam. Lan! ne twisted ilişkiymiş be!

12 Temmuz 2010 Pazartesi

Kekik !

Yakında 10 yaşına girecek olan ailemizin biricik kedisi Kekik'in belki de ondan çıkabilecek maksimum desibel de ki miyavlamalarını dinlerken kendimi burada buldum.

Ağzımdan bugünler de en sık çıkan kelime Kekik!Onu susturmaya çalışmak...O kadar çok miyavlıyor ki, miyavlamaları artık birer ağıt benim için.Sesi öyle geliyor çünkü; içten, buğulu, biraz hüzün de var.Sanırım Ankara da olduğu için pek mutlu değil.Annemle babamı özlüyor.

Ah Kekik ah...Kaçımız şuan içinde bulunduğu hayattan memnun ki?!Sadece durumundan hoşnut olmayan sen değilsin.Ama kimse ağlamıyor senin gibi.Canımız çok yanmıyor diye değil elbette.Canımız yanıyor ama artık garip bir bağışıklık sistemimiz var olan olaylara karşı.Kimilerimiz de bağışıklık sisteminden de öte, gururlu olmanın altına saklıyor gözyaşlarını.Sanki gururlu insanlar ağlayamazlarmış gibi.

11 Temmuz 2010 Pazar

burdayım kii (:

Biliyorum çok uzun zamandır sessizdim.Yoktum ortalarda.Biraz kafamı dinliyordum, biraz derslerle boğuşuyordum belki de.
Kimseyi ortada bıraktığım yok, olduğum yerdeyim hala.Kendimdeyim. (:

Daha önce bu blogda yazılar yazdık.Arkadaşım ve ben.Aslında gerçek kimliklerimizden uzakta , yani özel isimlerden kaçarak ,ama gerçek kimliklerimizin hissettiklerini yazacaktık.Öyle konuşmuştuk en baştan.Ama vazgeçtim ben.
İsmimizi açıklamamak başta banada mantıklı geliyordu.Böylece çok daha rahat anlatabilirdik başımızdan geçenleri, çok daha rahat küfredebilirdik yaşadığmız şeylere.Ama düşününce, eğer gerçekte kim olduğmuzu saklarsak, hissettiklerimizi de saklarız.Çünkü onlar bizim hissettiklerimiz.Bir blog için oluşturulmuş kimliklerin değil.

Bundan sonra kendim olarak burdayım.
Ben Türküler Sefebeyoğlu, bu da ilk yazım.

5 Temmuz 2010 Pazartesi

Mhh

Arkadaş blog yazalım dedik yolda kaldık. Olucek iş miydi bu breh!?

Yalnızım ulen artıkın! Garip biraz tuaf filan. Montum boyanınca daha çok üzüldüm gbi geldi şu an. Ama o an baya fenaydım. Dier yazarı aradım suratıma meşgule aldı saolasıca.

Pıtırık!