11 Kasım 2011 Cuma
Gittim ben.
Alınacak ikinci bi karara kadar yazılarım bitmiş bulunmaktadır. Herkes iyi baksın kendine.
Hadi baş baş.
10 Kasım 2011 Perşembe
Beklemek
8 Kasım 2011 Salı
Başlıksız vol.16
En umulmadık yerde en umulmayan kişi bişi der. Ve güçlü olduğuna inandığınız siz o an yıklırsınız.
Babama anahtarlık almıştım Empire State'den. Konuşuyorduk babamla, öğrencilerinin ilgisini çektiğini beğendiklerini falan anlatıyordu. Bende aldım elime, bakarken içim acıdı. O saçma sapan anahtarlık dalga geçti benimle.
Saçma sapan olan anahtarlık mıydı, yoksa ben miydim, yoksa yaşadıklarım mıydı bilmiyorum.Sadece canım yanıyor, canım sıkıldı.
5 Kasım 2011 Cumartesi
4 Kasım 2011 Cuma
Başlıksız vol. 15
Keşke sınavlar kadar hızlı bitip gitseydi hislerimiz.Harika olmaz mıydı yahu? Eveet, ben yine bi hayal kurdum. Artık büyüsem iyi olur bence.
31 Ekim 2011 Pazartesi
Başlıksız vol. 14
O değil de, statik ödevinden 91 almışım.Çok pis gaza geldim!
Hadi herkes iyi uykular dilesin bana, sınav için başarılarmış, iyi şanslarmış falan kasmayın.Sadece tatlı tatlı uyumak istiyorum yahu.
Ben kaçtım.
Aaaa, buarada Yiiiit; sana süprizim var!
30 Ekim 2011 Pazar
♫♪♫♪
http://www.youtube.com/watch?v=xyTDsLydMO4&feature=grec_index tıklayın efendim. (:
dipnot:
Yazmak
Kimileri öldüğümü filan düşünmüş. Yok ama hiç bir şey olmadı. Buraya en son yazan benle aynı ben gibi değilim ama yine de.
Geçenlerde bir ayrılık yaşandı galiba burada. Pek takip edemedim. Kendi ilişkimdeydi aklım. Kusura bakma Türküler.
Yarın sabah vizem olduğunu öğrendim. Bişeyler yaparım umarım. Neyse bu kadar işte.
26 Ekim 2011 Çarşamba
Başlıksız vol.13
Dün kampüste salakça yürürken Yiit mesaj attı.Yazdığım tek şey şuydu: Sana ihtiyacım var.
Bugünde güya statik ödevine odaklanmaya çalışırken, msn sesi duydum, bi baktım ki ; oydu! Tatlım, sıra arkadaşım, Orkun.
Belki sadece napıyosun dedik birbirimize.Düz bi soruydu belki, ama biz biliyorduk onun ne demek olduğunu.Ve hayatımda bikaç aydır yok olan bu insan, yokluğunda olan olaylara yorum yapıyordu.Yanımdaydı.
Belki öğle tatilinde, ton balıklı sandiviç yiyip cep votkası içtiğimiz günlere çok uzaktık ama hala ordaki gibiydik.Salakça riskler alan, umursamaz gözüktüğünde dünyanın en umursayan insanı kesilen bizlerdik yine.
Acıyor dedim.
Ne zamandır vardı dedi.
Düşündüm aslında biraz, var mıydı diye düşündüm.Sonra Nisan ayına karar kıldım.
O kadar uzundu ki bu süre benim için, ve o bunun öylesine farkındaydı ki. Sevmişsin dedi.
Kabul etmedim bunu.Belki de hiçbizaman kabul etmicem birini sevdiğimi.Sevmek başka bişey çünkü...Sevmedim belki de dedim.
Ve o, öyle benziyordu ki bana.Evet sadece alıştın belki de dedi.
Alışmak.
Tabi ya, uygun kelime buydu.
Eksikliğimi yaşamak istemiyordu sadece.Ve bende belki de sadece eksikliğini yaşamak istemiyordum.
Evet, hadi böyle yapalım!
Kimse söylemesin kimseye.Herkes saklasın ne hissettiğini.Alıştım desin..
Konuşmasın, kaçsın.Sinirliyken konuşmak istemedim desin.
Hayal kursun, onlar yıkılsın.Hayalperest değilim desin.
Ben hayalperst değilim ama, sadece çok fazla ütopya üstünde duruyorum!
25 Ekim 2011 Salı
Hoşçakal.
Seninle mutlu olduğumu söylerken hiç yalan söylemedim sana, mutluydum.Ama kendi yaptığın bir kabahatten sonra seni aradığımda telefonumu açmayacak kadar bana değer vermediğini görmemiştim hiç.
Ben ilk kez benim için özel olan birini arkadaşlarımla tanıştırırken, seni bu amaç için okuluma çağırmışken; kendi lise arkadaşlarınla oturduğun çay bahçesine çevirdin orayı.Benim için değil, kendin için gelmiştin oraya.Halbuki ben çağırmıştım seni cumartesi günü telefonda konuşurken!Ne yaptın sonra?Telefonu kapatır kapatmaz tüm lise arkadaşlarınla buluşmaya karar verdin galiba?Benim arkadaşlarımsa umrunda bile değildi.
Bana önem verdiğini söylerken, yalan söylemiyor olmanı dilerdim.Ama aslında ben seninle ilgili o kadar çok şey dilerdim ki!
O kadar lise arkadaşının yanında bizi çiçek gibi diktin, beş dakika toplamda ya konuştun ya konuşmadın.Ve benim mutlu bi anımı paylaşmak için yanıma gelmiş üç arkadaşımın yanında senin yüzünden ağlamak zorunda değildim ben.Ama galiba bana verdiğin önem yaşartmıştı gözlerimi.
Benim arkadaşlarım sana ne kadar kaba davranırlarsa davransınlar, alttan alman gerekirdi diye düşünüyorum.Özeldin sen, yanımda olandın.Hoş, bence herşeye rağmen sana kaba davranan da yoktu.Senin bize davrandığın gibi davranıldı sana, hepsi bu!
Tüm bu yaşananlarla birlikte kötü bi güne rağmen, herşeyin bitmesine rağmen; sesini duyup hoşçakal demek istedim sana.Buraya bi dolu yazı yazmak yerine sana söylemek istedim.Çünkü en azından sesini duyarak bitmesini istiyordum.Ama ben senin için öylesine önemliydim ki, sen sesimi bile duymak istemedin.
Tabi ya, neden sesimi duymak isteyesin ki.Arkadaşlarınla senin için doğum günü planı yapmaya falan çalışıyorum.Böyle saçma sapan işlere bulaşan, gereksiz bi insandım hayatında.Sesimi duyarak vedalaşsan ne farkederdi.Şimdi düşündükçe daha mantıklı geliyor.Sonuçta bitti değil mi?
İnsanlar değişmezmiş.Sanırım doğru.Bana hiç bizaman gerektiğim kadar değer vermeyecektin zaten, tıpkı benimde sana herzaman gerektiğinden fazla değer verdiğim gibi.
Hoşçakal demeyi sevmez çoğu kimse.Çünkü üstüne söylenebilecek başka söz yoktur ya hani...Ama bence içinde bulunduğumuz durum için daha güzel bi söz olamazdı.
23 Ekim 2011 Pazar
Oyun.

”Bir oyunun kurallarından kuşku duymak asla mümkün değildir. Çünkü onları belirleyen ilke tartışılmaz niteliktedir. Kurallar ihlal edilir edilmez, oyun evreni çöker, oyun diye bir şey ortada kalmaz. Hakemin düdüğü büyüyü bozar ve ‘bildik dünya’nın mekanizmasını bir an için geri getirir.”
Paul Valéry
18 Ekim 2011 Salı
Başlıksız vol.12
Soğuk oldu havalar artık.Sevdiğim kıvama geldi herşey.Soğuk hava, ve içilen kahveler ve harika sohbet.Kış insanıyım sanki.Zaten yazı hiç bi zaman sevmedim; bi de bu yazın o kadar uzak ve o kadar yalnızdım ki..Bu sene kış açık ara önde (:
Eve yayılmış harika bi kahve kokusu var şimdi.Ama yanımda olmasını istediğim kimse yanımda değil, bunu naparız bilmiyorum.
Odam da ders çalışırken hissedilen kış ve hissedilen yalnızlık.İkisine de çare yok ama ders çalışarak unutabilirim sanıyorum.Aslında böyle sanmıyorum.Ama yıllardır kendimi bu yalana çok feci inandırdım.Şimdi gelsin biri bu yalanı bozsun istiyorum?Bunu isteyip istemediğimi bilmiyorum aslında.
Hiçbişi eksik olmasın hayatımda, herşeyden çok az olsun.Sadece çikolata, kahve ve aşk en çok olsun ((:
7 Ekim 2011 Cuma
3 Ekim 2011 Pazartesi
Saçma Öğütler-1
Kelimelerle konuşmak varken, duygularıyla konuşmayı seçmemeli insan.
Eğer siz de bu hatayı yapmışsanız.Bırakın.
Acıyor.
2 Ekim 2011 Pazar
silinmemek üzere yazılmış paragraflar dizisi[- numara bilmem kaç?]
Hayatına birini kolay kolay sokamaz insan.Belki de bu yüzdendir çıkartmak için bu kadar zorlanması?
Yoksa sevdiği için mi çıkartamaz?Belki sadece alışmıştır.
Belki gerçekten seviyordur?
Sevse der mi öyle?
Bu kadar kolay kabul eder mi dönüp arkasını gitmeyi?
Yok yok..Hayatına kolay kolay sokamadığı için kolay kolay çıkartamaz insan.Sanırım sevmekle alakası yok bu durumun.Sevgiden olsaydı tüm bunlar, dönüp gitmek fikir olarak bile barınamazdı akıllarda.Alışmıştır sadece insan?Bu da çok acımasızca değil mi ama?Sen tut onca şey yaşadığın kişiye; ben sana çok alıştım gitme de.
Aslında tamam; bunu de.Gitme de!
Acımasız ama, alıştım demek.Zordur çünkü sevdim demek ve en az alıştım demek kadar acımasızdır.Düşünse ya, birini sevmişsin..
Yada sevdiğini düşünürek ama aslında sadece yanında isteyerek geçirmişsin tüm zamanınızı.
Küçük bi oyuncağı vardır ya her çocuğun.Devamlı yanında olsun ister.Böyle sanki onu kaybetse herşeyin kötüye gideceğini falan zanneder.Öyle bişidir işte.
Gitmesin ister insan.Ama sevdiğinizden değil.Sadece görmek istediğinden.Alıştığından değil.Sadece koklamak istediğinden.Sarılmak istediğinden değil.Sadece öpmek istediğinden.
28 Eylül 2011 Çarşamba
Ben geldim.
Artık eskisi gibi düzenli yazmaya da karar verdim. Çünkü eski yazdıklarımı okudum. Şuan kimisini okurken kötü hissetsemde kendimi, en azından yazmış olduğum için hala mutluyum çünkü. Ve ilerde bazı şeyleri hatırlamak için açtığım zaman bu sayfayı, okuyabilmek istiyorum bugünleri de.
Tamam, Amerika'ya gittim geldim falan; oldu bitti. Burda yaşadığım hayatıma üç ay ara verdim sadece. Ama en asla tahmin edemiyeceğim bişey oldu; ordaki hayatıma da alıştım. Klasik gelir bu laf ama "biyeri yer yapan insanlarıdır" diye bişi var; evet cidden var. Tahmin etmiyordum hiç ordaki hayatıma alışacağımı, Türkiye'ye dönerken mutluluktan olduğu kadar hafifte üzüntüden gözyaşı dökeceğemi. Sevdim ben ordaki insanları. Ama kucak dolusu anı biriktirdim kendime; biraz müzik ve kahveyle gözlerimi yine doldurabilecek anılar. Gelirken orayı yarım bırakmış gibi hissettim kendimi. Sanki Türkiye'ye kendim dönmüyordum da, gitmek zorundaydım. Zorla koparılıyormuş gibi bi his vardı içimde. Alışmamak lazım hiçbişeye.. Bi aylığına bile olsa, üç dört sene sonra yine gitmek istiyorum oraya. Herşeyin bıraktığım gibi olmadığını gördüğümde o şoku yaşamak, yada çok az değişiklik olmuşsa mutlu olmak için. Okyanusa bakarak Budweiser içebilmek için. İşin aslı; şimdiden özlediğim insanlara sarılmak için.
Neyse, sonuçta geldim. Yarım bıraktığım hayatıma. Herşey yarım bıraktığım gibi mi bilmiyorum. İçim hiç rahat değil. Durduk yerde sorun çıkartmıyorum kendime, kendimi üzecek yerde aramıyorum. Bazen insanın hayatında herşey yolundadır; bazen değildir. Evet tüm olay bu. Hayatımda bişeyler yolunda değil, ne olduğunu bulamadım sadece. Yaşadığım şeyler içime sinmiyor, ve mutlu olamıyorum. Sanki içimde bı kısım devamlı buruk kalmak zorunda. Henüz beynime itiraf edemediğim bişi var kalbimde, ve bu şey mutlu olmamı engelliyor. Sinirimi bozuyor.
Düşünürken buluyorum kendimi, aslında ne düşündüğümü bilmezken buluyorum kendimi, düşünüyor gibi dururken aslında bomboş bakarken buluyorum kendimi...
Dersler yoğunlaşsın hemen. Kalbim ve beynim arasındaki problemlerden daha reel problemler olsun hayatımda :pPp Biliyorum biliyorum..Sınav haftası bana bu cümlemi hatırlatacak bi dolu insan okuyor şuan bı satırları. Tamam sakin olun millet, şakaydı :D Ama dersler cidden yoğunlaşsın. Ben sadece beyin yorgunluğumdan kalbimin umrunda bile olmadığı günleri istiyorum.
7 Temmuz 2011 Perşembe
4 Temmuz 2011 Pazartesi
Bu hafta 60 saat çalıştım desem? [:
İşte yoğun geçiyor günler, ve gittikçe alışıyorum buraya.Burda insanların yüzüne bakarak sövmeye öyle alıştım ki, sanırım döndüğümde yaşayacağım tek sorun bu olacak :D
Fotoğraf çekiyorum bol bol...Aslında öyle tanınmaya bile başladım.Bikaç insan öyle tanıyor beni..Hoşuma gidiyor.
Özledim ama...
28 Haziran 2011 Salı
ikinci hafta...
Yorgunluk varken üzerimde , bi yandan da ilk paramı kazanmış olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Sonunda işim var, ama yorgunum yahu.Geçer sanırım.Böyle kasada falan çalışıyorum, arada mutfakta olduğumda oluyor.Özetle herşey yolunda gibi..
Haber vermediğim için üzgünüm insanlar..Ama yorgunum, yoğunum ve saat farkı beni öldürüyor..
15 Haziran 2011 Çarşamba
14 Haziran 2011 Salı
Marshmallow kaplı bulutlarla ...
Atatürk havaalanından ayrılık beklediğimden daha kolaydı doğrusu.İçimde saklı olan heyecan artık kendini saklayamıyordu.Ama garipti o heyecan; çünkü sebebi .amerika'ya gidecek olmam değil, Türkiye'den kurtulacak olmaktı.
Amsterdam'a uçuş..Ne yalan söyleyeyim harikaydı! Aslında oraya çok gitmek istedim.Çünkü beyaz pofuduklara rağmen altta yemyeşik bir dünya vardı, bu o kadar feetten belliydi işte.Üç uçuş içerisinde en çok hoşuma gideniydi.Ayrıca belirtmek isterim ki, paraşütüm olsa atlardım o uçaktan o.O Bişi olmazdı ama emin olun, bulutlar çok lezzetliydi, marsmallow kaplılardı..Üstlerinde zıplamak istedim..Herkül gibi...Sanki düşmek imkansızdı orda, sadece zıplanırdı..Bu güzel manzaradan sonra, Amsterdam havaalanı...Biyerde okumuştum, dünyaın en güzel havaalanıymış; doğrudur.Gerçekten harika bir yer.Van Gogh müzesi var desem belki de anlatırım derdimi.İki saatten fazla zamanımız vardı, gezdik biraz sonra diğer uçağa bindik, Amerika'ya uçuyorduk!
9saat 4odklık bir uçuş.Bitmedi o yol...Uçakta dolaştım ama, uçak yani fazla alan yok zaten..Aaa belirtmeliyim ki, uçakikramları bayağı iyiydi.Bu uçusu çok uzatmak istemiyorum ne de olsa yorucuydu ve jetlag yarattı pek bahsedecek bişi yok.
Atlanta havaalanında karşılaştığımız muamele pek hoş değildi.Ayakkabılarımızı bile çıkarttık! Çeşitli aşamalardan geçtikten sonra; birçok filmde gördüğünüz klasik repliği söyleyen bir insan var orda.
"Wellcome to United States Madam"
Atlanta havaalanı gerçekten kabustu.Dünyanın en büyük havaalanıymış ama kabusumuz oluyordu.Uçağın kalkacağı kapı değişmiş ve biz başka kapıda bekliyorduk.Uçağa bindik ve 7dk sonra uçak kalktı.Cidden şanslıydık.
Atlanta'ya uçtuğumuz uçak okadar iyiydi ki, Panama City Beach'e bırakan uçak sanki belediye otobüsüydü. Neyseki, uçuş 40dk sürüyordu..Çok dert değildi.
Ve geldik...Sonrasını yine yazarım, zaten günlük gibi olmasından ziyade yazacak bişey olması gerekiyor sanırım.
2 Haziran 2011 Perşembe
Kader anı Haziran!
Zaman azalıyor insancıklar... ://
Levrek, hamsi, kalkan... Kader anı Haziran!: "“Seninki kaç santim?” kampanyasının sonucu belli oluyor. Tarım Bakanlığı balıkların ve denizlerin geleceğine Haziran’da karar veriyor. İş işten geçmeden, balıklar tükenmeden, daha fazla ertelemeden, hemen şimdi eyleme katıl."
1 Haziran 2011 Çarşamba
31 Mayıs 2011 Salı
İyi Dolu
Hah işte bunlar iyi dolmuş kısım:D
Yeterince samimi olduk sanırım; başlıyorum: Şimdi benim sevgilim var artık. Artık dediğim oldu bi süre aslında. Aşık olunca insan saklar ya, işte öyle sakladım, yazıp anlatmadım pek insana; ama bitek onu konuşasım vardı, hani şu bahsettiğim yeni dost :D Pek dost kalmayı başaramadık, güzel de oldu =)
Her gün bana unuttuğum olguları hatırlatan küçücük bi kızdan bahsediyorum. Yaşamayı bıraktığımı fark ettiren o oldu dün. Hissetmemek adına öylece koparmışım ki varlığımı kendimden, kendime dışarıdan bakıyormuşum. Aslında bu dışarıdan bakma işinin gelip çarptığı dakikalar oldu; ama dakika olarak kaldı. Arada bir durup bakarak tat alınmıyor yağmurdan..
Aşık olmadığımı düşündüğüm oldu bu süre içinde. İşte normal arkadaşlar gibi yaşadığımı sandım. Bağlamaya korktum duygularımı bir varlığa. Anılarda kalmışlara atfetmek istemem pek aslında ve suç attığımı düşünmeyecekseniz: Sevmek görevleşmişti galiba, aşk abartı gibi gelirdi.
Değilmiş.
Tek bir insan çok sevilerek mutlu olabilirmişiz. Biliyorum çünkü yaşıyorum. O bahsedilen tatlı telaş karnımda kıpırdaşıyor sürekli=)
Ama olay mutlu olmak da değil; bunu da ondan öğrendim ki, daha çok, sevmek sanırım. Emin değilim. Yazının sonlarına doğru anlaşılmazlık bırakmak iyidir diye değil gerçekten onu tam anlamadığım için bilmiyorum. Sadece sevdiğimle olmayı 'istiyorum'.
Her yüzde onu görmek, onu hissetmek istemek.. Klasik bir aşk mı? Sanmıyorum; çünkü her şey bize dair burada. O ve ben bile değil bizi görüyorum sadece.
Ve bu güzel=)
Sevgilerimle..
30 Mayıs 2011 Pazartesi
29 Mayıs 2011 Pazar
Gözlerimden Sızanlar
Geldim yine buraya; bakalım çıkabilecek mi içim dışıma bu sefer.
Bu gün bencilliği gördüm, insanı ne kadar iğrençleştirebileceğini.
Belki de bencillik değildi yaptığım, belki sadece normaldim bi' süreliğine ya da belki şuan kendime öfkem yazdırıyor bunları. Çünkü biliyorum, güzel gözlüm okuyacak bu yazdıklarımı.
Kafam karmakarışık işte böyle. Aslında pek bişey yapmadım, sadece hissettim. Böyle hissetmek istemezdim ama oldu yine. Sadece kızgınım kendime. Tadını çıkarmak yerine eksik bulmaya başladıysam daha da adam olmaz sanırım benden.
Hepimizden özür dilerim.
25 Mayıs 2011 Çarşamba
Koşmak
Koştum. Rüzgarın sesini, koşmanın verdiği acıyı özlediğim için, gözlerim kararana, duygularımı duyana kadar koştum. Çünkü bilmiyorum. Neyi çözemediğimi de bilmiyorum. Beynimin derinlerinden beni yoklayan urun adını çıkartamıyorum. Çok tanıdık ama çok uzak.
Sonra biraz daha koştum...
23 Mayıs 2011 Pazartesi
Başlıksız vol.11
Böyle salak saçma anketler falan vardır, herkes rastlamıştır bir yerde.En popüler ve en salaklarından bi tanesi "doğa üstü bir gücünüz olsa ne olmasını isterdiniz?" yada aynı soru farklı kelimelerle..Neyse işte..
Yakınımda olan sevdiğim tüm insanların [ama sevdiklerim, gerçekten sevdiklerim ama.sevgi kelimesinin ağızda nefes değil, kalpte duygu uyandırdığı insanların] düşünce okuma gücü olmasını isterdim.Benim özel gücüm olmasına gerek yok.
Zaten benim genelde gücüm olmaz.En azından onlar anlasın, ben neyi söyleyemeyecek kadar yorulmuşum yada ne üzmüş beni dondurarak göz yaşımı.
11 Mayıs 2011 Çarşamba
Monteigne Alıntı- 1
Çok kez başıma gelmiştir: Oyun olsun diye kendi düşüncemin tam tersini savunayım derken kafam o tarafa öylesine kendini vermiş, bağlanmıştır ki, kendi düşüncemi yersiz bulmaya başlayıp bırakmışımdır. [s.137]
1 Mayıs 2011 Pazar
Herkese selamlar efendim.Haftasonu yazarım dedim, ve saat 23:57de sizlerleyim.Haftasonu yazdım yani.
Ufak bir döngüye girmişken hayatım, emeğimin karşılığını alamamanın vermiş olduğu üzüntüyleyim.Yok yahu, özel hayatımdan bahsettiğim yok, tek derdim şu lanet dersler; dün etkisini gösteren calculus mesela.
Başka yerlere yazdım bişiler.Ama karalamaktı onlar, ikisini de okuyanlar görecektir ki, arada üslub farkı var bikere.Burası başkadır.İşte o karaladığım günlerde, düşündüm hep.
Mutlu muyum?Herşey olması gerektiği gibi mi? Peki, ben olmam gerektiği gibi miyim?
Mutluyum esasında.Son günlerde yorgunum da, çalışmaktan ve uyuyamamaktan şikayetçiyim biraz, pollyannacılık gibi olsa da, beni böyle bir hayata sürükleyen bir okulum olduğu için mutluyum ben.LGS sonucu öğrenince intihar eden iki gencin haberini duyunca bugün; teşekkür etmek istedim kendime.Zamanında vazgeçmediğim için çalışmaktan.
Tamam, okulda mutluyum da, nasıl aslında özel yaşantım?O kötü işte azizim.Yaptığım hatalarımı fark ediyorum.Kabullenmemek için hatalarımı, onları fark etmemiş gibi yapıyorum, yada sonuçlarından memnunmuş gibi davranmaya çabalıyorum.Sonuç; hata yaptım ben.
Tamam peki, ruh halim nasıl?Heycanlıyım işte!40gün sonra başka bir ülkede başımı yastığa koyacak olmak, bu gerçekten heycan verici.İşin en güzel tarafı, hataları 24 eylüle kadar okyanusun bu tarafında bırakacak olmak.Dersler dışında ki şeyler, 24 eylüle kadar beklemez belki de?
Kimin umrunda olduğumu görücem yazın.
Kim arar acaba?Kaç kişi, keşke o da olsaydı der, kaç kişi özler?Kim geldiğimde sıkıca sarılır?Yada kim sanki Adana'dan gelmişim gibi, naber der ve geçer.
İlerde aynı mesleği paylaşacağım insanlara güvenmemek değil şimdi diyeceklerim.Ama geçende Yiğit'e de dedim.Okyanus aşacağım o uçak...Ya bişey olursa.2 farklı yerde duracak, toplamda miller gidecek.
Garanti ediyor muyuz?
Benimki de laf.Kim neyi garanti etti ki?
29 Nisan 2011 Cuma
8 Nisan 2011 Cuma
Deniz ve Çimen
Sonuna kadar içine işliyor bu şehir. Isınan hava kanları kaynatmaya başlamakta gerçekten başarılı. Deniz bazen kendini tutamayıp sarılıveriyor size. Gayet dalga geçer gibi. Sonra güneş sanki yaramaz kardeşinin döktüklerini temizleyen bi' abi gibi pantolonunuzu kurutuyor =) Güzel ya valla :D Deniz sakinleşip, güneş çekilince çimenler ve çiçeklerin kokusu alıyor sizi. Yaşamayan ve yaşayamayanlara şiddetle tavsiye edilir.
3 Nisan 2011 Pazar
Nisan 2
Sınavlar geliyor yavaştan, bahar etkisini hissettiriyor ama; kendisi yok ortalıkta. Bir heyecan kaplayamadı benliğimi. Günden güne daha sıkıcı olmaya başlıyor bu uzun İstanbul kışı. Tamam yaza sıcak diyoruz ama yapma be gözüm bu kadar da :/
Kafamın içi karmakarışık. Pek alışkın değilim bu kadar insana etrafımda galiba. Güzel bir his yine de..
Ne diyecektim ben ?
Unuttum galiba