23 Ekim 2010 Cumartesi
18 Ekim 2010 Pazartesi
Silinmemek üzere yazılan paragraflar dizisi-4
Günün özeti: Birine onyüzmilyon(!) şans vermektense, başka birine bir şans vermek
Günün Geneli:
6 Kasım'da fizik sınavı var, İstanbul'a gitmesem mi 29 Ekim'de diye düşünürken, aileden gelen telefon.Adana'ya mı gelsen?Ve bir düşünce aldı beni.Bugün aklımda bu vardı.Ama bazı durumlarda, ki genellikle Ankara'da daralmışsam, geri dönmek istemiyorum buraya.Sanırım o kötü hissi yaşamamak için gitmem Adana'ya.Bide Yiiit'e sözüm var, İstanbul'a gitmek lazım.Giderim bende....
Bugün çok manyak bir şekilde derslere girdim.Yani aynı dersi iki kez dinledim falan, manyak olan kısım burası..Bir kaç komik arkadaşım, bunun benim kendimi cezalandırma yöntemim olduğnu düşünüyorlar.Cidden komikler.Kendimi cezalandırmıyorum tabi ki!
Geçmişi çok düşünür oldum.Aslında geçmişi düşünmüyorum!Düşünmeye zorluyorum kendimi.Interlude'dan mazoşistlik mi sıçradı nedir? Hayatımdan çıkmamak için ısrar eden eski bir erkek arkadaşım var.Toparlandığım anda, hayatımı b.k etmekle bilinir kendisi.Bu sıfatı lağıyla taşıyor, sağ olsun. :C
Bir şans verirsin birine onunla çıkarsın.Sonra bırakır, bağlanmak istemiyormuş falan.Kötü günler geçirirsin.Toparlanırsın vee beyimiz yeniden gelir.Bir şans daha ister.Salaksındır, verirsin o şansı.Çıkarsınız yeniden, başlarda gerçekten iyi gider.İlk denemenizden de uzun dayanır.Ama yine biter.Bitmez aslında, bitirilir.Bağlanmak istemiyordu ya, yine bitirir.Kötü günler geçirirsin, bu sefer daha uzun sürer o kötü günler, tıpkı çıkmanız gibi.
Bu küçük genellemede öznelerden biriyim malesef.Ve diğer insan, bugünlerde çok ön plana çıkmaya başladı.Sinirimi bozuyor.Şu b.k etme olayının zamanlamasını gerçekten çok iyi yapıyor.Sinir bi durum...Yani benim için..Ama bi "aferin" hak ediyorum bence(: Aradığında açmıyorum ve mesajlarına cevap atmıyorum sonuçta.Bu büyük bi adım(: Aferin bana!!(:
An geliyor, yumuşuyorum bazen."Let it be!" diyorum.Çok yanlış bu.Einstein demiş ki "Aptallığın en büyük kanıtı aynı şeyi defalarca yapıp, farklı sonuç almayı ummaktır." Adam haklı...Aynı hatayı iki kez yaptım mı? Yaptım.Tamam, aptalım.Ama bunu iyice tescilletmenin anlamı yok değil mi?
Bu yazıyı bu kadar açık yazdım çünkü; o gerizekalı hayatıma her daldığında açıp bu yazıyı okumak istiyorum.Bana direnme sebeplerimi göstermesi için.
Sanırım daha önceki bi yazımda da demiştim.Eski sevgiliyle yeniden çıkılmaz, diye...Düşünüyordum, ya değişmişse diye.Değişmez!Mümkün değil ya...O zaman geldik mi başladığmız yere;
Günün özeti: Birine onyüzmilyon(!) şans vermektense, başka birine bir şans vermek
16 Ekim 2010 Cumartesi
Nayır
Boşluktayım hala gayet.. Bişeyler olsa da değişse diyecek kadar da memnunum bu durumdan. Sabah kalk okula git, gel, uyu, başa sar.. Sıkıcı bi hal aslında ama sıkıcılıktan memnunum o.0
İstanbul da sıkıcılaştı, her gün yağmur.. piih
Bu arada for best results follow pattatess on a macbook with safari.
Bakalım ne desem başka??
Galiba mutsuz olmadıkça yazmak gelmiyor içimden.
15 Ekim 2010 Cuma
yorgunluk
Selam...
Çok yorgunum ve uykusuzum.
Okulda çizim yapmak için okula bilgisayarımı da götürdüm bugün.Sabah mouse'umu koymayı unuttuğumu fark ettim, içeri girip mouse'u aldım falan.Sonra koştur koştur durağa yürümeye başladım.Ben ışıklardan karşı karşıya geçmek için beklerken, otobüs geldi ve gitti.
O zaman düzeltme, yorgunum, uykusuzum ve şanssızım.
Sabah iki saat dersim vardı, ikisi de fizikti.İlkine girdim, baktım içim bayılıyor -adam vektör toplaması anlatıyordu :C - ikincisine girmedim :D İlk saat yoklama kağıdı dolaşmıştı ne de olsa.Nerden bilebilirdim hocanın ikinci ders tekrar yoklama kağıdı dolaştıracağını, üç haftadır böyle bir şey hiç yapmamıştı.Evet şanssızım.
Kütüphaneye gittik arkadaşımla.Çizim yapmak için...Çizim yaparken -en heyecanlı yerinde :pPp - bilgisyarım kendini yeniden başlattı, henüz kaydetmemiştim.Yok yok cidden şanssızım.
Eve geldim, saat 14:30 gibiydi.Saat 15.00 gibi uyudum ve ister inanın, ister inanmayın saat 19.00da uyandım.Gerçekten uykusuzdum.
O kadar garip rüyalar gördüm ki!Kötü değillerdi, yanlış anlaşılmasın.Ama gariplerdi.Değişik olmaları hoşuma gitti.Hatta gördüğüm rüyaları hala düşünüyorum desem....
Msnde kimse yok, böyle durumlarda ders çalışmaya zorluyorlar beni :D
Birinin telefonuma mesaj atıp, beni kurtarmasını bekleyene kadar ders çalışıyorum.
Ya kimse kurtarmazsa?
13 Ekim 2010 Çarşamba
Mutlu
Dün face'de "mutlu" yazdım olay oldu.
Babam aradı "bunun özel sebebini söyle bakim, yoksa hayırlı olsun mu demeliyim" dedi.Tırstım :D Dedim "aşk olsun baba, bişey olsa söylemiyor muyum sanki?" Gülüştük falan.
İnsanlar mutlu olmama mı şaşırıyor, yoksa bunu ifşa etmeme mi? Anlamadım.
Fotoğraf makinemde geldi.Mutluyum cidden.Ama birazdan -yaklaşık 10dk sonra- odama gidip ders çalışmaya başladığımda, cidden mutlu olmam zor :D :D
Neyse, gittim ben.
Sıkıldım bide, :/ :/ Mutluyum ama sıkıldım :/
Aaa, bide, yılbaşı yaklaşıyooor!! Yapacak şey bulmak lazım :/
12 Ekim 2010 Salı
Uyanıklık. :/
Uyuyamıyorum ki sabah kalkim :/
Hala uyumadım ama alarm 6:00da çalar yine.Of ya...
Mutlulukla fişeklendim ama bugün :D Harika haberler aldım(: Teşekkür ederim evren :D :D Evrene o kadar sövdüm, sonunda başıma iyi bir şey getirdi.Böyle yola gelsin :D
Aslında uykum da var.Neden hala uyanıksam? Neyse, haydi tekrar deneyim uyumayı...Belki uyurum.Belki?
8 Ekim 2010 Cuma
YOK
sen yoksun
deniz yok
yıldızlar arkadaşım
ya bu gece harika bir şeyler olsun
yahut bir bomba gibi
infilak edecek başım
ağzımda eski mısralar uzanıp kalmışım
istanbul, minareler odamda gibi
gökyüzü temiz ve parlak
işte kolkola girmiş en mesut günlerimiz
muhalif bir rüzgar karşı sahilden
fosforlu ışıklarıyla gökyüzü bir deniz
havada kanat seslerive çılgın kokular
deniz yok
yıldızlar uzaklaşıyor
ben yine yalnız kalıyorum
istanbul, minareler kaybolmuş
sen yoksun
Atila İLHAN
sen yoksun
deniz yok
yıldızlar arkadaşım
ya bu gece harika bir şeyler olsun
yahut bir bomba gibi
infilak edecek başım
ağzımda eski mısralar uzanıp kalmışım
istanbul, minareler odamda gibi
gökyüzü temiz ve parlak
işte kolkola girmiş en mesut günlerimiz
muhalif bir rüzgar karşı sahilden
fosforlu ışıklarıyla gökyüzü bir deniz
havada kanat seslerive çılgın kokular
deniz yok
yıldızlar uzaklaşıyor
ben yine yalnız kalıyorum
istanbul, minareler kaybolmuş
sen yoksun
Atila İLHAN
Uyku
Aslında şuan pek sevdiğim(!) (sanırım herkes o işaretin anlamını biliyor, neyse) fizik hocamla derste olmam lazımdı.8:40-10:30 fizik. Yaklaşık 20dk önce, ben niye bu kadar dinlenmiş hissediyorum diyerek uyandım.Ve saati gördüm. Geç kalmak değil bu, komple uyuyakalmak !
Akşama doğru giderim okula, kimya lab.ı var malum, gitmek şart.Akşam da topluluğa yeni gelenlerle toplantı falan.Okula gitmek şart yani.
Fizik dersini kaçırdım diye kendimi pek kötü hissetmiyorum.Yani; dün dersine girmiştim de n'olmuştu sanki.Geri zekalıymışız gibi anlatılan lise2 düzeyinde bir fizik.Sanırım lisede daha zordu hatta.Neyse ya, iyi böyle...
Akşam saat 14:40 da kimya lab.ı başlıyor.Okula erken mi gitsem, yoksa biraz daha mı uyusam karar veremedim.
Yeni kayıt
Buraya yazmaz olmuşum meersem..
İstanbuldayım sonunda. Sonbahardayız gayet; üstelik fotoğraf makinem var. Klişe "başka bişey isteseydim keşke" yönündedir, ama şayet pişman değilim ben fotoğraf makinemin olmasından dolayı.. İsteğinin gerçekleşmesi durumunda bile mutsuzluğa pay çıkartmaya isyanım var arkadaş!
Türküler anlatmış derdini. Kalabalıkta yalnızlık gibisinden tanıdık bi hüzün. Çoğumuz böyleyiz sanırım. Kimi saklıyor bunu, kimi kimi reddediyor, kimi kabulleniyor, kimi umursamıyor. Blog arkadaşımı güruhtan ayıran kısım Türküler'in "e)hepsi" diyebilmiş olması.
İstanbuldayım sonunda. Sonbahardayız gayet; üstelik fotoğraf makinem var. Klişe "başka bişey isteseydim keşke" yönündedir, ama şayet pişman değilim ben fotoğraf makinemin olmasından dolayı.. İsteğinin gerçekleşmesi durumunda bile mutsuzluğa pay çıkartmaya isyanım var arkadaş!
Türküler anlatmış derdini. Kalabalıkta yalnızlık gibisinden tanıdık bi hüzün. Çoğumuz böyleyiz sanırım. Kimi saklıyor bunu, kimi kimi reddediyor, kimi kabulleniyor, kimi umursamıyor. Blog arkadaşımı güruhtan ayıran kısım Türküler'in "e)hepsi" diyebilmiş olması.
7 Ekim 2010 Perşembe
Silinmemek üzere yazılan paragraflar dizisi-3
Oasis dinliyordum, yine.Sonra I'm outta time ♪♫♪ başladı.Ve bir yazma isteği belirdi, geldim.
Sıkıldım.Her şeyi yazabildiğim gibi yapabilseydim keşke.Olmuyor ama, yapamıyorum ki...Arkadaşlarımla konuşuyorum, bişiler diyolar falan.Tamam diyorum, öyle yapıcam.Üzülmek yok falan.Onların verdiği gaz gidiyor bi gün falan.Sonra, geri dönüyorum.Kendi halime...
Çok çabuk üzülebiliyorum.Bu benim melankolik olduğumun bi göstergesi mi?Yoksa cidden çok mu önemsiyorum insanları?Ya hadi çok çabuk üzülmeyi geçtim, etkisi uzun sürmese bari :/ :/
Birilerine ihtiyacım var.Havam değişsin maksat.Saatlerce anlatacak şeyim var aslında...Günlük de yazmıyorum artık.Bu çok kötü bişey. :/ Her şey birikiyor, fena olacak sonu.Biliyorum.Çünkü; daha önce de bu sonlar hep fena olmuştu.
Annem her zaman, sevgi emektir dedi bana.(Sanırım Can Yücel'in de öyle bir şiiri vardı, neyse.)Haklılar.Sevgi emek ama.Sen emek verirken karşıda ki vermezse.Bi nokta da platonik bi emek.Biri için değer mi?
Telefonum çok çalıyor bugünler de.Memnun değilim bundan.Kapatsam mı?Annemle babam ulaşamazsa merak eder ama ya, olmaz.Mesaj geliyor falan, hoşlanmıyorum devamlı telefon.Normal de çalmasından hoşlanmam lazım biliyorum.Ama telefonum bana istediğim mesajı ulaştırmıyorsa ve ben telefonumla çeşitli sebeplerden istediğim mesajı atamıyorsam, mantık ölçüsünde pek bir anlamı kalmıyor.Üstelik sinir bi durum olmaya başladı.Mesaj geliyor telefonuna ama istediğin mesaj değil, kötü bi durum.Mesaj geldiğini duyunca, hızla telefona atılıyorsun, sonra bambaşka biri, bambaşka birşey diyor sana, garip oluyor yahu.Ama neyse ki, alışık olmadığım bi durum değil.
Okulda çok yakın bir arkadaşım aşık oldu.İşin harika tarafı, sanırız kız da ona aşık.Ne kadar güzel değil mi?Bu gerçekten şans ama.Sana emek verecek birini bulmak?Yok ya, güzel olmaktan çok ütopik geliyor bana.En azından benim için, hiç bir zaman öyle şanslı olmadım.Maalesef.
Kızlar bugünler de çok üstüme geliyor.Neyin var?Yok bişeyim, iyiyim demekten sıkıldım.Tanımıyorlar ki beni.Geçen sene, hiç olmadığım kadar keyifliydim ve şu an normal halime döndüm.Ama onlar yadırgıyor bunu.
Sırama kafamı koyup, ders başlayana kadar uyuduğumda senkronize bir şekilde bi kulaklığımı Yiit'in bi kulaklığımı Orkun'un çektiği günleri özledim ben.Sınıfta yere oturmuşken, hocaların önüne mendil aç tam olsun demesini de özledim.Aykut'la gece mesajlaşıp, sabah mesajda kaldığımız yerden devam etmeyi özledim.Lise 1'lerin gelip, Aykut'la sevgili misiniz sorusunu sormasını bile özledim sanırım.
En çok moralim bozuk olduğunda özlüyorum her şeyi.Sanırım, odamın duvarlarında asılı fotoğraflarında etkisini yok sayamam.
Kötü hissediyorum kendimi.Telefonuma gıcığım.Erkeklere gıcığım (bi kaç istisna var tabiki)...Genel olarak böyleyim.
Gitmek istiyorum.Hava değişikliği iyidir.
İstanbul'a gelesim var.Daraldım burada.Yiiit'i, Aykut'u görürüm, belki bikaç gün Ankara'yı ve içindekileri unuturum bile.
4 Ekim 2010 Pazartesi
Silinmemek üzere yazılan paragraflar dizisi-2
Silinmemek üzere yazılan paragraflar dizisi-2
Kötü hissediyorum.En azından bu sefer sebebini biliyorum.Sevmiyorum böyle durumları.Keşke sebebini bilmeseydim can sıkıntımın.O zaman, daha kolay geçiştirebilirim sıkıntımı.Ama şimdi; değiştirilebilecek bir durum olduğnu içten içe bildiğim için rahat değilim.Peki, durumu değiştirecek miyim?Sanırım kendime sormam gereken soru bu.
Bilmiyorum, mantıklı düşünelim...
Hani klişe olan bir laf vardır ya."Sana yapılmasını istemediğin şeyi, başkasına yapmayacaksın." Eğer insanlar, bu sözü gerçekten ciddiye alsaydı; bugün birbirine kızgın yada kırgın bu kadar insan olmazdı.Biri sizi kırarsa, ne yaparsınız? -Hiç de birşey yapmam. ( kaynakça; yıllardır arkadaşım dediğim insanlar) Benim doğrularıma göre ; eğer biri kırılmışsa, kırılan taraf değildir konuşması gereken.Çünkü; kırdığım arkadaşlarımın peşinden günlerce koştuğmu bilirim.Bir terslik var bu işte? Kırılınca da ben koşuyorum, kırınca da.Neden hep ben koşuyorum yahu?!
Birbirini kıran insanlar, sonunu düşünmeden laf edenler falan...Üniversitenin sanırım bu yanı kötü.O kadar farklı insanlar var ki.Formatlarına ayak uydurmak için; kendi formatınıza zarar vermek durumunda kalıyorsunuz.Başka bir deyişle; sizin tarzınıza garip düşen insanlar.Onları tanımaya çalışırken, ya da ayak uydurmaya çalışırken; uykusuz geceler geçiren sizsinizdir.
Yıllarca sürmüş arkadaşlıkları bu yüzden seviyorum sanırım.
-Sağlam olur.Ona çok kızsanız da size bir telefon kadar yakındır.
-Sizi bilir.Neyi ne demek istediğinizi anlar.Cümlenizi bitirmenize gerek bile yoktur, o gerekeni anlar.
-Kırmaz sizi, aksine korur.Biricik arkadaşısınızdır onun.Kırmaktan kaçınır, kırmasa bile; bi telefon açar kırmışçasına özür diler. (bknz. msnden sert bi çıkış yapılmışsa, trip atıldı korkusu)
Evet, uyuyamıyorum.Düşünmekten sanırım.Kafam çok dolu.Kafanızda düşüncesini kurduğunuz şeyin yada kişinin; kafanızda kinin tam aksi olduğunu gördüğünüz de yaşadığınız hayal kırıklığı da var belki de.Keşke böyle olmasaydı düşüncesi falan.Yine "keşke"lere mi döndük? -Sanırım evet.
Interlude'la telefonda konuştuk bugün.O da İstanbul'a dönmüş sonunda.(: Onun için mutluyum, o şehri seviyor.
Neyse, telefonda konuşurken, onun hayatını ve benimkini...Can sıkıntımı, kafa bulantılarımı anlattım.Ve dediği şey çok hoşuma gitti: "Abi, bi sakin ol ya :D :D" Tamam, olurum (:
Ya, bi saniye, sen hiç "sakin ol diyince, sakin olan insan" gördün mü?
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
